19 Ocak 2018 Cuma

İSMET ÖZBAKKAL,Hain görsün fermanı, Şimdi birlik zamanı. En büyük göz ağrım, Vatanım ve bayrağım,.

Bugün yaşadığımız sürecte vatandaşlarımızı,Çanakkale ruhuyla birlik olmaya çağırıyorum.
Sınırlarımızın bekası için dış güçlerin oynadığı oyunları artık hepimiz görüyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ KARARLILIĞINI GÖSTERDİ.
DEDİKİ VATAN BÖLÜNMEZ.BÖLDÜRTMEYİZ.

Sıra şimdi vatan sevgisiyle sahiplenmek ve elimizden gelen milli hassasiyetleri göstermektir.
Bu dönemlerde siyasi çekişmeleri bir araya bırakıp.Vatan millet için ne yapabilirim düşüncesiyle harekete geçmek lazım.

Kış ve zor günleri düşünerek zenginlere çağrım var şimdi bağış zamanı ve yaraları sarma zamanı.
Karınca kararınca herkesi maddi manevi yardım yapmaya davet ediyorum.

Bu cennet vatanın her bir köşesinde birlik beraberlik içerisinde yaşayan atalarımız gibi bizde,BİRİZ VE BİR OLACAĞIZ.

Güvenlik güçlerimize yardım ve dualarımızı eksik etmeyelim.
Neme lazım demeyelim.Asayiş ve her konuda vatandaş elinden geleni yapmalı.

Milletler, dünyada huzur, saadet ve güven içerisinde yaşayabilmeleri için mutlaka bir vatana muhtaç oldukları gibi, inançlarını rahatça yaşayabilmeleri, çocuklarını istedikleri şekilde eğitebilmeleri için de bir vatana muhtaçtırlar. Milletleri ayakta tutan ve vatandaşları arasındaki birlik ve beraberliği sağlayan ahlâkî değerlerden biri hiç şüphesiz vatan sevgisidir. Vatanını seven kimseye vatansever, vatanperver denir. Vatan sevgisi övünülecek bir şeydir. Atalarımız vatanımızı korumak için tarih boyunca her türlü fedakarlığa katlanmışlardır.

Vatan sevgisi nedir?

Vatan sevgisi kavramını incelemenden önce vatan ne anlama gelir onu öğrenelim. Vatan; Bir kimsenin doğup büyüdüğü; bir milletin hakim olarak üzerinde yaşadığı, barındığı, gerekirse uğrunda canını vereceği toprak bütününe vatan denilmektedir. Vatan sevgisiyse Üzerinde doğup büyüdüğü ve hayatını geçirdiği bu topraklar için gerektiğinde hayatını feda edebilme, tüm sosyal ve ekonomik haklarından feragat edebilme duygusunu vatan sevgisi olarak tanımlayabiliriz. Vatan sevgisi, en asil, en yüce sevgilerden biridir.
Gerektiğinde vatan için savaşmakta vatan sevgisinin bir tezahürüdür. Bizler vatan uğrunda kanlarıyla destanlar yazan, şehitler ve gazilerle dolu bir milletin çocuklarıyız. Ecdadımızın bu vatan topraklarını bizlere nasıl emanet ettiğinin bilinci içerisindeyiz. Vatan, uğrunda her fedakarlığı göstereceğimiz en değerli varlığımızdır.
Türk Milleti’nin vatanına olan sevgisi ve bağlılığı tarihsel bir gerçektir ve milletimizi diğer milletler arasında üstün kılan en asil özelliklerden birisidir. Bununla birlikte her Türk, milletinin menfaatlerini kendi menfaatlerinden, milletinin geleceğini kendi geleceğinden üstün tutan bir anlayışa, derin bir millet sevgisine sahiptir.
Türklerin, diğer tüm milletlere örnek olması gereken vatan ve millet sevgisi, bize şanlı tarihimizin en önemli miraslarından birisidir. Vatan ve millet sevgisi, çok asil sevgilerdir ve Türk Milleti için kutsal değerlerdir.             Vɑtɑn sevgisi imɑndɑn gelir. -Hz. Muhɑmmed

17 Ocak 2018 Çarşamba

İSMET ÖZBAKKAL, Afrin'e gireriz, oraları teröristlerden temizleriz!

TÜRKİYE CUMHURİYETİ GÜÇLÜDÜR.BEKASI KONUSUNDA AFRİN VE DİĞER TERÖR YUVALARINI SİLİNDİR GİBİ EZER GEÇER.
KARARLI VE TUTARLI TEK YUMRUK MİLLETİZ.

BU OPERASYONDA TÜM MEHMETÇİĞİMİZE VE BİZE YARDIM EDENLERE ALLAH TAN DUALARIMIZLA ORDUMUZUN YANINDAYIZ.

Milletleri millet yapan en önemli unsur birlik ve beraberlik içinde yaşamasıdır. Bir ülkeyi yıkmanın en kolay yoluda insanları birbirinden uzaklaştırmak, insanlar arasına nifak tohumları ekmektir. İnsanları ayrıştırarak, birbirinden uzaklaştırarak en güçlü kaleleri dahi kolayca dağıtabilirsiniz. İnsanlar birlikte daha güçlü olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır.

Milletimizin çektiği sıkıntıların çok olduğu bu vakitte Rabbimiz askerde vatani görevini yapmakta olan, polislik mesleğini yerine getirerek vatanın birliğini ve bütünlüğünü koruyan tüm müslüman kardeşlerimizin yardımcısı olsun.
Ya Rabbi! Şu anda huzurunda büyük bir ümitle sana el açan, vatanına, milletine hizmet için, vatanına kurban olsun diye eline kına yakılan yiğitlerin, mehmetçiklerin, annelerin, babaların, kardeşlerin, eşlerin, çocukların, akrabaların, komşuların yapmış oldukları duaları kabul eyle, kalplerindeki güzel ve halis istekleri Sen makbul eyle.
 
Hep birlikte, büyük bir coşkuyla askere uğurladığımız evlatlarımızı, vatanına, milletine bağlı olarak yetişmelerini ve sağ salim olarak yurtlarına dönmelerini nasip eyle...
 
Askerlerimizin istikballerini parlak, kıyamet gününde yüzlerini ak eyle Ya Rabbi! Halk içinde imanlarıyla itibarlı, millet ve memleketimize faydalı olmalarını müyesser eyle Ya Rabbi!
 
Ey Rabbimiz! Dinimizi, Kur'an'ımızı, ırzımızı, namusumuzu, iffetimizi, şerefimizi, ordumuzu, yurdumuzu muhafaza eyle. Memleketimize göz diken düşmanlara ve memleketin kötülüğüne çalışanlara fırsat verme Ya Rabbi!
 
Dinimize yardım edenleri iki cihanda aziz eyle, her türlü hizmetlerinde muvaffak eyle Ya Rabbi! Senin yolundan, Kur'an yolundan, İslam'ın yolundan bizleri ayırma Ya Rabbi!
 

Bu aziz vatanı korumak, İslam'ın sancağını dalgalandırmak için cepheden cepheye koşan ve bu uğurda canını feda eden bütün şehitlerimizin ruhunu şad eyle Ya Rabbi!...


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Afrin'e olası operasyon hakkında konuştu. Çavuşoğlu, 'Tehdit gelirse Afrin'e gireriz, oraları teröristlerden temizleriz!' dedi.
ABD'nni YPG/PKK'ya silah göndermesine de değinen ÇAvuşoğlu'nun açıklamaları şöyle:
"ABD Başkanı Trump’ın kendisi, bizzat Sayın Cumhurbaşkanımıza telefonda 'bundan sonra YPG’ye silah verilmeyeceğini' söyledi. Biz ABD’nin iç işlerine karışmayız ama Pentagon kendi başkanını dinlemiyorsa, sonuçta bizi ilgilendirir. Çünkü oraya verilen silahlar bize bir tehdittir ama bu biraz da ABD’nin iç meselesidir. ABD gibi önemli bir ülkenin başkanının sözünün tutulması gerekiyor. Biz Türkiye olarak buna çok önem veriyoruz. Biz verdiğimiz her sözü tutarız."
"AFRİN'E GİRERİZ"
"Nasıl daha önce Fırat Kalkanı Operasyonu bölgesinde Kilis’e ve bölgeye tehdit geldiği zaman hiç tereddüt etmeden o bölgeye girdiysek, DEAŞ’ı temizlediysek, Afrin veya başka bir bölgeden de Türkiye’ye yönelik tehdit geldiği zaman hiçbir tereddüt göstermeden oralara gireriz, oraları teröristlerden temizleriz. Yani Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi bir gece ansızın gelebiliriz, girebiliriz."


15 Ocak 2018 Pazartesi

İSMET ÖZBAKKAL,TÜRKİYE DE KAÇ SİYASİ PARTİ VAR?NE İŞE YARAR?

TÜRKİYE DE KAÇ SİYASİ PARTİ VAR?NE İŞE YARAR?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı faaliyette bulunan siyasi parti listesini güncelledi. 31 Aralık 2017 tarihi itibariyle Türkiye’de 88 siyasi parti faaliyette bulunuyor. Listeye göre 2017 yılında 4 siyasi parti kuruldu. Bu partiler sırasıyla Güven Adalet ve Aydınlık Partisi, İyi Parti, Türkiye İşçi Partisi ve en son 20 Aralık tarihinde kurulan Ötüken Birliği Partisi oldu.

İnsanlarımıza sorsak 88 siyasi partiyi say diye.Yarısını hatta çeyreğini bile sayamayız.
Bu partiler neden kuruldu,ne iş yapar,nasıl geçinir,amacı nedir,
Siyasi  faaliyetleri yok.Seçime girme hakkı olması için Türkiye de buluna ilçelerin üçte birinde ilçe kongrelerini tamamlayıp.41 ilde il kongresini yapması gerekiyor.
Geçen yıl seçime girme hakkı olan 9 parti vardı.2018 itibariyle ocak sonunda açıklanacak.

Siyasi partilerin amacı iktidar olmaktır. İddiası olması için illerde teşkilatları olması lazım.En önemlisi başında lider olmalı. Aldığı siyasi partinin oyunu yukarı çıkaran lider olmalı.
Partilerde miras kalır mal mülk ve oy potansiyeli ve geçmişten kalan misyonu devam ettirmek zorundadır.
Günümüzde çok komik işler oluyor.Kendi misyonundan uzaklaşan sağ partiler sol partilerin kuyruğu olmuş durumda.
KİMLİĞİNE UYGUN OLMAYAN DAVRANIŞLAR YAPAN PARTİLER KAPANIYOR VE KAPANMAK ZORUNDADIR.
İNAT EDEN VE ÜÇ BEŞ SEÇİM SIFIR ÇEKEN PARTİ LİDERLERİNİN ONURSUZ DURUŞU NEDEN?  PARTİLERİN MAL VARLIĞINI TÜKETMEK İÇİN Mİ?
Milletin tasvip etmediği parti ve liderinin millet ağazıyla
 konuşmayan spiker türü parti başkanları ihanet içerisindedir. Bırak git kardeşim.Hileyle hurdayla eline geçirdiğin partide ne bekliyorsun.
GERİ KALAN PARTİ VE LİDERLERİNE ÖNERİM ŞU. MİLLETİN İÇİNE GİRİN VE DİNLEYİN. Kahveler de nargile çekerek,etrafına çete kurarak,başarılı il başkanlarını yiyerek,tek başına binde sıfır altı çekersin.
Birde kuyruk olmak için yaşayan patiler var.
Siyasi Parti, benzer siyasi görüşe sahip olan insanların ülke yönetiminde söz sahibi olmak üzere kurdukları örgütlere verilen isimdir. Şimdi sizlere kısaca siyasi partilerin tarihçesini vererek, siyasi partilerin ideolojilere göre nasıl ayrıldığını ve siyasi partilerin görevlerinin ne olduğu hakkında bilgiler vereceğiz.

Siyasi Partilerin Doğuşu

Siyasi partilerin geçmişi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlar kabileler halinde yaşarken bile onları yöneten önderler ve muhalefet eden gruplar her daim var olmuşlardır. Bu grupların günümüzdeki yapılanması bir siyasi parti ile yakından alakalıdır. Siyasi partilerin var oluşu demokrasilerden daha eskidir. Monarşiyle yönetilen toplulukların yönetimine her zaman muhalefet olan başka bir grup mevcut olmuştur. En otokratik yönetimler de bile her zaman bir muhalif grubun varlığından söz etmek mümkündür. İnsanların hepsi aynı düşüncelere sahip değildir. Bunun için sürekli farklı düşüncelere sahip yönetimlerin, düşüncelerin ortaya çıkması kadar da doğal bir şey yoktur. Bunun içindir insanların topluluk şeklinde yaşamaya başlamasıyla birlikte her zaman muhalefet olan kişilerin görüşü var olmuştur. En küçük topluluk olan aile içinde bile muhalefet yapılanmasından söz edebiliriz.
Osmanlı padişahlarına karşı da muhalefet her zaman mevcuttu. Yeniçeriler de özellikle son dönemlerinde padişahı tahtan indirme yetkisine sahip olmuştur. Anadolu halkı bile zaman zaman ayaklanmalar çıkararak istediklerini yaptırabiliyordu.
Modern anlamda ilk siyasi partiler, Fransız Devrimi sonrasında oluşmaya başladı. Öncelikle Avrupa, sonrasında dünyanın diğer bölgelerinde çeşitli siyasi görüşlere sahip kişilerin resmen bir araya gelip örgütlenerek kurulan ve yapılan seçimlerde bu örgütlerin topluca ülkelerin yönetiminde söz sahibi olmaya başladılar. Günümüzde halen varlığını sürdüren ilk partiler 1830’lu yıllarda İngiltere’de kurulmuş olan Muhafazakâr Parti ile aynı dönemlerde ABD’de kurulan Demokratik Parti gösterilebilir. Türkiye’nin ilk partisi ise 1889 yılında İttihad-ı Osmani adıyla kurulan, II. Abdülhamit’in tahtan indirilmesini amaçlayan bu partidir. Daha sonraları İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan bu örgüt II. Meşrutiyet ile birlikte 1908 yılında siyasi parti haline geldiğini ilan etmiştir.

İdeolojilere Göre Siyasi Partiler

Düşünceler bir olmadığı gibi amaçlar da bir değildir. Dünya üzerinde birçok amaçla kurulmuş parti düzenlerinden bahsetmek mümkündür. İdeolojilere göre parti oluşumları da parti çeşitliliklerini ortaya koymuştur. Örneğin; Ak Parti bir Muhafazakâr Parti olarak geçmekteyken; Milliyetçi Halk Partisi (MHP) ise Milliyetçilik esasına dayalı olarak kurulmuş bir partidir. Buna göre partiler ideolojilerine göre farklılıklar göstermektedir. Öncelikle bu ideolojileri kısa bir şekilde anlatalım.
Muhafazakâr Parti: Geleneksel sosyal etmenleri muhafaza etmeyi amaçlayan ve var olan bu değerleri koruyan bir sosyal, politik felsefedir. Daha açıklayıcı bir şekilde anlatacak olursak, toplumun değişmesine karşı direnç gösteren, toplumsal ve kültürel değerleri korumayı savunan bir sağ kanat siyasi ideolojisidir.
Milliyetçi Parti: Milliyetçilik, ulusçuluk, ulusalcılık ya da nasyonalizm, kendilerini birleştiren dil, tarih, veya kültür bağlarıyla oluşan bir toplumun birikimlerini ulus ya da miller tanımıyla tanımlayan topluluğu yaşama, ilerleme ülküsünü toplumun ve insanlığın gelişmesini sağlayan görüştür. Milliyetçilik modern olarak 1789 Fransız Devrimi ile doğmuştur. Ancak bakıldığı zaman toplulukların oluşmasıyla birlikte bu düşünce var olmuştur.
İslamcı Parti: İslamcılık, üzerinde tartışılacak bir tanımlamadır. İslam’ı kişisel hayatın dışında sosyal ve politik alanlarda da yol gösterici olmasını hedefleyen politik-ideolojik hareketler olarak tanımlanır.
Yeşil Parti: ABD’deki partilerden bir olup dünyada diğer yeşil partilerle aynı amaç doğrultusunda birleşmiştir. Adından da anlaşılacağı gibi dünyadaki yeşil alanları korumak, çoğaltmak için çevreci örgütler tarafından kurulmuş bir ideolojik düşüncedir.
Sosyal Demokrat: Demokratik bir topluluğu kurmayı hedefleyen bir politik ideolojidir. Diğer bir tanımlama yapmak gerekirse; sosyal demokrasi, evrensel değerlere uyumlu yurttaşların bireysel ve toplumsal gereksinimlerini sağlamayı amaçlayan devlet ya da politika ve kapitalist düzene karşı ortaklaşa uyum sağlamayı hedefleyen bir düzen olarak tanımlanır.
Sosyalist Parti: Sosyal ve ekonomi anlamda toplumsal refahı devlet kararlarıyla getireceği ve üretim araçlarının topluma ait olduğunu savunan işçilerin yönetime katılmasına ağırlık veren, özgürlüğün en üst safhada olduğunu, özgür bir ekonomik ve eşit bir düzen sağlamayı amaçlayan toplulukların oluşturduğu bir partidir.
Komünist Parti: Ortak mülkiyet üzerine kurulmuş sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplum düzeni oluşturmayı amaçlar.
Faşist Parti: İlk olarak Benito Mussolini tarafından Ulusal Faşist Parti’nin kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. Otoriter devlet üzerinde kurulu olan bir radikal milliyetçi yönetim sistemidir.
Anarşist Parti: Toplum üzerinde bulunan otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimleriyle yok sayılmasını savunan bir politik düşüncedir. Toplumda bulunan bütün otoriter yapılanmalarına karşı bir savaş açar.
Feminist Parti: Feminist ya da Kadın Hak Savunucular Partisi, toplumda kadınların ezildiğini, bu cinsiyet ayrımına son vermek için kurulmuş olan bir yapılanmadır. Kadınların ezilmesine, sömürülmesine karşı oluşmuş kadın hareketlerini savunur.
Liberteryen Parti: Yol gösterici, negatif özgürlük fikrini savunan akımdır. Politik özgürlüğü, gönüllü işbirliğini ve bireysel karar önceliğini vurgular.
Sağ- Sol Düşüncesi: Sağ- sol partileri sınıflandırmak için kullanılıyor. Ancak sağ- sol kavramı herkes için aynı şekilde tanımlanmamaktadır. Bu terimler ilk olarak Fransız Devrimi'nden sonra ortaya çıkmıştır. Belirli görüşler doğrultusunda düşünenler sağ kanadı oluştururken, bu görüşe muhalefet olanlar ise sol kanadı oluşturmuşlardır. Bu tarihten sonra sağ ve sol şeklinde tanımlamak gelenek olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu tanımlamalar ortak bir görüşe sahip olunmadığı için ortaya çıkmıştır ancak günümüzde bir siyasi propaganda olarak varlığını sürdürmektedir. 80’li yıllarda var olan sağ- sol çatışmaları buna en iyi örneği teşkil eder.

Siyasi Partilerin Görevleri Nelerdir?

Siyasi partiler, devlet işlerine katılabilmek ve devletin biçim, amaç ve içeriğini oluşturabilmek amacıyla bireylerin ve toplumların oluşturduğu örgütlerdir. Siyasi partiler çoğulcu partilerin vazgeçilmez öğesidir. Bir devlet yapılanmasında birden çok parti varsa orada demokrasiden söz etmek mümkündür. Çok parti demek çok seslilik demektir. Siyasi partiler halk tarafından başa getirilir. Böylece halk temsili bir şekilde devlet üzerinde söz sahibi olacaktır.
Siyasi Partiler, hukuk düzenin sınırladığı çerçevede birbirleriyle sürekli olarak bir rekabet içindedirler. Halktan oy almak için zaman zaman bu rekabet daha da kızışır. Demokratik sistem karşıt görüşlerin varlığına dayanır. Bir toplumda aynı düşünceler varsa o toplumda büyük ihtimalle baskı söz konusudur.
Siyasi partiler, iktidar olmamaları halinde muhalefet görevini alır ve iktidarı denetler, eleştirir. Bu siyasi partilerin en önemli görevidir. Seçmen oyunu verdikten sonra hükümetteki olan partinin neler yaptığını bilemez. Parlamentoda bulunan muhalefet partiler hükümetin etkinliklerini kontrol eder ve hatalarını halka duyurur.
Siyasi Partiler, tüzük programlarıyla fikirlerini ve yapacakları işleri bütün bir şekilde halka duyurur. Halk da kendi ideolojisini savunan, yararına en uygun olan partiyi seçer ve ona oyunu verir.

14 Ocak 2018 Pazar

İSMET ÖZBAKKAL,TOPLUMDA ADAM GİBİ YAŞAMAK

Toplum içimde yaşarken karşı karşıya kaldığımız bir çok insana içimizden kızarız. Sıramızı alana,önümüzde arkamızda terbiyesizce yürüyene.Sesli ve olumsuz konuşanlar.Kulağında kulaklık konuşarak gidiyor,elinde çekirdek yiyor. Yere tükürüyor.Araçta yağmurda yaşta yayaları hiçe sayıyor. Lüzumsuz korna çalma,çöp atmak. Tramvayda,metroda itişme kalkışma.Hepsi kabahatler kanununa giriyor bir çoğunun cezası var.
YA YALAN SÖYLEYEN.SÖZÜNDE DURMAYAN.VE KUL HAKKI YİYENLER. HAKSIZ KAZANÇ SAĞLAYANLAR. VATANA İHANET EDENLER.YATACAK YERİNİZ YOK...
Mevkii için milleti feda eden değil, aksine gerektiği zaman millet uğruna mevkiini, hatta hayatını verebilen adam büyük adamdır.
İnsanlar da, hayvanlar da, birçok diğer canlı da varoluşu gereği toplumsal şekilde yaşama ihtiyacı duyan varlıklardır. Bir arada yaşayan varlıklar sadece insanlar değil, etrafımızdaki birçok canlıya baktığımızda da görürüz. Örneğin keçiler, koyunlar sürü halinde yaşamaktadır. Bunun yanı sıra kuşlara da bakarsak, göçmen kuşlar göç edecekleri zaman hep birlikte bu işi yapmaktadırlar. Yani buradan anlaşılıyor ki, Allah’ın yarattığı her varlığın, varlığını sürdürebilmek ve mutlu olabilmek amacıyla kendi türünden etrafında birilerinin olmasına ihtiyacı var. İnsanlar da tıpkı bu şekildedir. Hem giyim, barınma, yeme içme gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak adına, hem yalnız kalmamak adına hem de içgüdüsel olarak insanlar da tıpkı bahsettiğimiz hayvanlar gibi bir arada yaşamaya ihtiyaç duyar. Toplumsal yaşam, insanların bu gibi ihtiyaçlarını daha kolay giderebilmesi amacıyla oluşmuştur.
Mesafe iyidir. Ne haddini aşan olur ne de huzurunu kaçıran.
Yani toplumda adabı muaşereti bileceksin.Kibar olacaksın.Adam gibi selam verip yol vermeyi,selam vermeyi,sadaka vermeyi,borç vermeyi bileceksin.

Yaşamak için uyumlu olmak gerekiyor. Etnik kimlik,hemşehricilik yapmamak gerekiyor. Adaletli ve toplum kurallarına uyarak ve komşuyla iyi geçinerek,aile ilişkilerinin iyi olması huzurlu yaşamı getirir.

TOPLUMSAL YAŞAM YAZILI VE YAZISIZ KURALLAR
Yeryüzünde birbirinden farklı pek çok toplum bulunur. Her toplumda da toplumsal yaşamı düzenleyen yasalar vardır. Eğer bu toplumsal yaşamı düzenleyen yasalar olmasaydı toplumda bir düzen oluşmazdı. Herkes kendi isteği gibi davranırdı. Başkalarını düşünmez, kendi çıkarları için çalışırdı. İnsanlar birbirlerine zarar verirdi. Toplumsal yaşam çekilmez bir hâl alırdı.

Toplum yaşamını düzenleyen yasalar insanlar arasındaki ilişkileri de düzenler. Toplumsal yaşamı düzenleyen yasalar yazısız ve yazılı kurallar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- YAZISIZ KURALLAR:
Örfler, âdetler, gelenek ve görenekler, görgü kuralları, ahlak kuralları yazısız yasalardır.
Bu kurallar toplum içindeki davranışlarımızı düzenleyen saygı ve sevgiyi temel alan kurallardır. Bu yasalar, kişilerin davranışlarını iyi-kötü, doğru yanlış, olumlu-olumsuz olarak değerlendirirler. Bunlara uymayan kişiler toplum tarafından ayıplanır, kınanır. Onlarla kimse arkadaşlık etmez, konuşmak istemez. Bu kişiler yalnız kalır. Bu kurallara uymayan kişiye devlet ceza vermez. Ancak bu kişilere toplum hoş gözle bakmaz, ayıplar ve dışlar. 
Yazısız kurallar;
- Toplum içinde kendiliğinden doğar.
- Davranış biçimleri ile nesilden nesle geçer ve süreklilik kazanır.
- Toplumdan topluma değişiklikler gösterebilir
Yazısız kurallardan bazıları şunlardır:
- Kendi haklarımızı korumak ve başkalarının haklarına saygılı olmak.
- Komşularımızla iyi geçinmek.
- Sokakta, otobüste yüksek sesle konuşmamak.
- Büyüklere saygı, küçüklere sevgi göstermek.
- Hoşgörülü ve alçakgönüllü olmak.
- Toplu taşıma araçlarında hastalara, yaşlılara, engellilere yer vermek.
- İnsanları güler yüzle karşılamak, selamlamak ve gönül kazanmak.
- Otobüse ve trene binerken, sinema ve tiyatroya girerken sıraya girmek.
- Başkalarının düşüncelerine saygı göstermek.
A) Örf ve Âdet:
Toplumun bireylerden beklediği davranışlardır. Örf ve âdetler toplumun saygı duyulmasını istediği değerlerden oluşur.
B) Gelenek:
Bir toplumda, bir toplulukta saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlara gelenek denir.
C) Görenek:
En sade tanımıyla bir şeyi görüle geldiği gibi yapma alışkanlığı olan görenek, öteki sosyal alışkanlık gibi gerekli ve uygun görülenleri kapsar. Ama bunların mutlaka yerine getirilmesini istemez. Göreneğin örfe, âdet, geleneğe bakarak yaptırım gücü daha zayıftır.
D) Ahlâk:
Toplumun iyi ve doğru kabul edilen davranışları yapmak kötü ve yanlış kabul edilen davranışları yapmamaktır.

2- YAZILI KURALLAR:
Toplum hayatını düzenleyen yazılı hukuk kurallarıdır. Bunlar anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik adlarını alırlar. Bu hukuk kuralları, hem bireylerin birbirleriyle hem de devletle olan ilişkilerini düzenler. Bunlar toplumdaki bireylerin uyması zorunlu olan kurallardır. Hiç kimse yasaların düzenlediği bu kurallara uymama hakkına sahip değildir. Hukuk kuralları herkes için geçerli olan genel kurallardır. Kişilere göre farklı uygulanmaz.
Yazılı kuralları devlet koyar. Yurttaşlar bu kurallara uymak zorundadırlar. Uymayanlar devlet tarafından belirlenen suç özelliğine göre cezalandırılırlar.
Yazılı kuralları genel ve özel kurallara olmak üzere iki kısımda ele alabiliriz:
A) Genel Kurallar:
Toplumu oluşturan tüm bireylerin uyması gereken kurallardır. Hırsızlık yapmamak,başkalarının haklarını ihmal etmemek,başkalarının canına ve malına zarar vermemek,askerlik yapmak, vergi vermek gibi.
B) Özel Kurallar:
Kişinin içinde bulunduğu toplumun yaşayışını düzenleyen özel kurallardır. Okula giden bir öğrencinin okulda uyması gereken özel kurallar gibi.
Yazılı hukuk kurallarının başında anayasa ve yasalar gelmektedir.
  ANAYASA:
  Yazılı kuralların en önemlisi anayasadır.
- Anayasa, bir devletin yönetim biçimini belirten, vatandaşların temel haklarını tespit eden yazılı belgedir.
Anayasa devletin temel kanunudur. Bu bakımdan yasa, tüzük ve yönetmeliklerden önce gelir. Hiçbir kanun anayasaya aykırı olamaz. Anayasa devletin temel niteliklerini tanımlar ve vatandaşların hak ve özgürlüklerini belirtir.
- Yasa ise, devletin yasama organı tarafından anayasaya uygun olarak hazırlanmış, herkesin uymak zorunda olduğu yaptırıma bağlı kurallardır.
Anayasanın Özellikleri:
- Kısa ve öz olarak hazırlanmıştır. 177 maddesi vardır. Yaklaşık 180 sayfadır.
- Bütün konuların özüdür. Kanunlar anayasaya uygun olarak hazırlanır.
- Millet ya da milletin seçtiği temsilciler tarafından hazırlanıp kabul edilir.
- Vatandaşların temel hak ve görevlerini belirtir.
- Devletin nasıl yönetileceğini gösterir.
- Egemenliğin kim tarafından ve nasıl kullanılacağını açıklar.
Toplumun ihtiyaçları ve şartlar zamanla değiştiğinden dolayı anayasalarda da değişiklikler yapılabilir.
Kendi içinde huzur bulamayan insanlar, hep başka insanların huzurlarını bozar.

12 Ocak 2018 Cuma

İSMET ÖZBAKKAL,ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANI...

ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANI...
Önümüzde 2019 da seçimler gözüküyor.Hem yerel hemde başkanlık seçimi yani yüzde 51 alan parti seçimi kazanacak.
Evet kendini yenileyen yeni teşkilatlar kuran ve seçmenin karşısına yeni yüzlerle çıkan partiler başarılı olacak.
Yerinde sayan hala ittifakın peşine düşen sadece başkanını mebus yapmaya çalışan partiler avucunu yalayacak.
Milletin içerisinde günlerdir dolanıyor ve soruyorum.Seçimleri kim kazanır diye. Aldığım cevaplara göre değişim yapan sağ parti ittifakı rahatlıkla genel seçimi kazanacak.
Yerel seçimlerde vatandaş değişik yüzler görmek istiyor.
Terör konusunda başarılı olan özellikle iç işleri bakanlığının yaptığı etkin çalışmalar,uyuşturucuyla mücadele ve asayiş konuları milletimizin nezdinde taktirle karşılanmaktadır.
Yerinde duran ve pasif bakanı artık vatandaş istemiyor.
Artık bilinçli bir seçmen kitlesi var.Medyayı yakından takip ediyor. Ne yapacağına yani kime oy vereceğine önceden karar veriyor.
Evet değişim zamanı yepyeni yüzlerle meydana çıkan tecrübeli partiler daha şanslı.
Yerel seçimlerde çekişmeli olacak.Ama başkanlık seçimi açık arayla kazanılacak.
Yeni kurulan partilerinin şansının ne olacağı belli olmaz.

Bir tecrübemi anlatacağım.Genel seçimler bittikten sonra il başkanlığı makamımda otururken ziyaretime gelen çok sayıda partililere şu soruyu sordum.
oy kullandın mı? Evet diyordu.Seçmen listesinde kaç parti adı vardı?Adayların adını biliyor muydu?
Yüzde doksanı bu soruyu cevaplayamadı.Yani kaç parti seçime girdi. Amblemleri neler adayları kim bilmiyordu.Hatta kendi kullandığı partinin adaylarının adını dahi sayamıyordu.Yerel seçimde dahi.
Cumhur başkanlığı seçimi ayrı yapılmasına rağmen.Millet vekili genel seçimlerinde Tayyibe verdim diyordu.(Recep Tayyip Erdoğan )
Evet reklamı olmayan denenmiş olmayan liderlerin sansı az.
Bu siyasi yorumlarda maşallah vatandaşlarımız çok meraklı.Hemen hemen her konuda yorum yapıyorlar ama eksikleri olan vatandaşla az temas edip sokağın nabzını bilmiyorlar.
2109 Yerel ve Genel seçimleri ülkemize huzur ve başarı getirir inşallah.
Önemli olan seçilecek kişilerin kalitesi ve TÜRKİYE SEVDALISI OLMASI.
Milletimizin iradesinin TBMM de temsil edilmesi.

9 Ocak 2018 Salı

İSMET ÖZBAKKAL,MİSYON SAHİBİ OLMAK Sizinde bir misyonunuz var mı?

MİSYON SAHİBİ OLMAK Sizinde bir misyonunuz var mı?Bence en iyi misyon yaradılış gayesini bilmektir.
Bir kuruma,partiye,derneğe bağlıysan misyonunu devam ettirebiliyor musun?

Misyonun sözlüklerdeki anlamı “bir şahsa veya gruba verilen özel ve yüksek amaçlı görevdir.” Öyle ki bu görev; amaçta gerçekliği olan, yerine getirilmesi için büyük özveri, yüksek çaba ve devamlılık gerektiren ve aynı zamanda kişinin, grubun, kurumun varlık sebebi olan büyük bir iştir. Bu sebeple ben misyona, kelime karşılığı olarak kısaca “kutsal görev” diyor ve “misyonu olmak” yerine de “misyon yüklenmek” deyimini kullanmayı tercih ediyorum.
Babalar bir gün özel bir yerde toplanmış.Misyonumuzun başına geçecek kişi kim olacak diye mangalın başına oturmuşlar.
Baş baba ve etrafında 8 baba loş ışıkta kızgın mangalın etrafında otururken,baş baba sizlerden kimin daha akıllı ve tecrübeli olduğunu göreceğiz der ve bir deneme yapacağım der elini cebine atar.Pür dikkatli olan diğer babalar mangalın etrafında bağdaş kurmuş baş babanın cebinden çıkaracağı şeyi beklerken baş baba elini cebinden çıkarır ve mangalın üstünde elini açar. Bir avuç mermi.Hepsinin yüzüne sırayla bakar ve koz ateş olan mangala bir avuç mermiyi atar.
Atmasıyla mangalın etrafında bulunan babalar hemen sağa sola yatar ve kaçar.
Çat pat mermiler patlar ama baş baba yerinden hiç kıpırdamaz.
Olayın şoku geçince mangalın etrafına tekrar toplanırlar.Baş baba neden kaçtınız testi hiç biriniz geçemedi der.Çünkü mangalın üzerine atılan mermiler sadece yukarıya patlardı size zarar vermezdi.Bu misyonu henüz devir edemeyeceğim der.
Bu gerçek hikayeden şunu anlaya biliriz.
Misyonları devam ettirecek kişiler davasını iyi bilmeli.Ona göre görev adamı olmalı.
Maalesef günümüzde koskoca partilerin geçmiş liderlerin misyonunun yerlerde süründüğü görülüyor.
Karizma yani benim tanımımla insanları etkileyebilme gücüdür. İnsanları etkileyebilmenin yolu da yaptığınız işe ve planlarınıza inanmanızdır.
Sanatkar olmak için büyük bir sanat duygusu ve sevgisine sahip olmakla beraber, o duygu, sevgi ve becerileri başkalarına ileten, öğreten bir ifade kabiliyetine ve iktidarına sahip olmak gerekir.

8 Ocak 2018 Pazartesi

İSMET ÖZBAKKAL,VİZYON İNSANI OLMAK

VİZYON İNSANI OLMAK
Siyasetçi olan ve bu işi sanat edinmek isteyenlere önce bir önerim var.
Vizyon sahibi olman gerekir.
Benzetme yaparsak kerestenin yontulup iyi kalas haline gelmesi diyebiliriz.
Düşlemek,hayal dünyamızın kumsalında dolaşırken gerçek denizinin sesini duymaktır. Düşlemek gelecekte varmak istediğiniz noktanın zihinsel haritasını çizmektir.
Vizyon insanı aynı zamanda eylem insanıdır.Nereye varmak istediğini bilir.
Sizin vizyonunuz nedir?Gelecekte varmak istediğiniz yerin zihinsel haritasında neler var ve siz geleceğinizi nasıl düşlüyorsunuz?
Lider ve yönetici olmak için iyi bir vizyona sahip olmak gerekiyor.
Günümüzde vizyonu olmayan insanları genel başkan ve başkan olduğunu görüyoruz.
Yaptığı yıllar içerisinde yönettiği kuruma bir şey katamayanlara
bu işi bırakma tavsiyesi ediyorum.
Petek olsa da içini dolduracak olan verimli arıdır.
İşin hakkını veremeyen yöneticiler yönettiği yer için bir felakettir.
Oysa iyi vizyon sahibinde olması gereken üç şey gülümsemeli,sevmeli,hedeflerinden asla vazgeçmemeli.
Gençlere önerim hayata varlık imzanızı atmak istiyorsanız önce vizyon sahibi olmanız gerekir.

Peki vizyon nasıl oluşturulabilir? Sıradan yaşayıp, günü kurtarmak amacında olan kişilerin ilk odağı "vizyon oluşturmak"  değildir. Aksine liderlik yapıp iz bırakan, hayatı belli doğrultular üzerinde planlı bi şekilde yürüten, hayatın kendisini değil; kendisi hayatı değiştirebilecek hamleler yapabilen ve değişimlere açık, başarıyı kovalayan kişiler "vizyon oluşturmak" adına ciddi adımlar atabilir.

Hadi kendi vizyonumuzu biraz sorgulayalım.
Beş yıl sonra bir bahar sabahı güne başladığımda nasıl bir güne başlarsam mutlu olacağım?
O gün nasıl bir evde uyanmalıyım?
Nasıl bir işe gitmeliyim?
Evim, ailem, işim, bütün detayları ile bir günüm nasıl geçerse ben kendimi mutlu ve başarılı hissedeceğim?
Bu soruların cevapları ne kadar belirli ise, gelecek ile ilgili çizdiğiniz tablo ne kadar netse bunları yaşama ihtimaliniz o kadar yüksek olacaktır. Tablodaki belirsizlikler ne kadar fazla ise ifade ettiğiniz şey bir vizyon değil, bir hayal olacak. Böylece ne beş yıl sonra ne de on yıl sonra istediklerinizin gerçekleşmesi size bağlı olmayacak. Sizin geleceğiniz sizin dışınızda farklı değişkenlere bağlı olacağı için büyük bir ihtimalle ‘Kader Kurbanı’ sınıfında başkalarının çizdiği bir yaşantıyı sürüyor olacaksınız.
Vizyon konusunu anlattığım birçok eğitimimde karşılaştığım ilk sorular şunlar oluyor.Bu kadar belirsizliğin olduğu bir ülkede ben geleceğimi nasıl belirleyebilirim? Krizler, ekonomik şartlar benim gelecekte olmak istediğim yere gelmemde bana engel olmayacak mı? Bu sorular aslında “benim geleceğim bana değil benim dışımdaki başka şeylere bağlı anlayışının”, “kaderci yaklaşımın” yansıması olan sorular.
Vizyon sahibi olmak ise gelecek ile ilgili net bir tabloya sahip olmak demektir. Biz nasıl bir gelecek istediğimizi düşündüğümüz andan itibaren, algıda seçicilik başlar. Düşündüğümüz geleceğe ulaşmak için gereken kaynaklar algıda seçicilik ile harekete geçer ve bizi düşündüğümüz, istediğimiz geleceğe doğru yöneltir. Hamileler hamileleri görür.
Algıda seçicilik, gelecek ile ilgili net tablolara sahip olduğumuzda bize istediğimiz geleceğe ulaşma, kaynakları görme ve değerlendirme konusunda fırsatlar sunacaktır. Bir vizyonumuz yoksa, fırsatlar ve kaynaklar biz onları fark etmeden geçip gidecektir.