31 Ekim 2013 Perşembe

İL BAŞKANLARI TOPLANTISI VE GENEL BAŞKAN'IN KONUŞMASI:

Genel Başkan Gültekin Uysal, Ankara’da yapılan İl Başkanları Toplantısında konuştu:
“Yerel seçimlerden sonra, kalıcı siyasi yapılar oluşacak”
“İnsanların yoksulluğundan ve fukaralığından yararlanarak, sadakatini satın aldılar..”
“Dünyada bizim iktidarımız dışında, kendi insanını çalışmamaya teşvik eden bir başka iktidar yoktur”
“Uygulanan dış politika, Türkiye’ye sorun ithal eden bir çizgide yürüyor..”
“24 Ocak 1980 kararları, toplumsal ikliminin oluşmasında önemli bir dinamiktir”
“Bu büyük harekete emek vermiş büyüklerimizi, bu sürece dahil etmek durumundayız”
            (DP Basın Merkezi- 26 Ekim 2013) - 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak Yerel Seçimler öncesinde İl Başkanları, Genel Başkan Gültekin Uysal başkanlığında Ankara’da toplandı. Yerel seçim stratejisinin belirleneceği istişare toplantısında İl başkanları bölgeleriyle ilgili bilgi verecekler. 2 gün sürecek istişare toplantısının açılışında konuşan Teşkilat Başkanı A. Baki Mert, İl Başkanlarına “hoş geldiniz” dedi. Genel Başkan Yardımcıları da çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi..
Genel Başkan Gültekin Uysal, istişare toplantısının açılış konuşmasında, “Bu yoldaki zorlukları aşma noktasında, bu büyük harekete emek vermiş, bu hareket içerisinde önemli icraatlar yapmış, önemli görevleri yerine getirmiş büyüklerimizi de bu sürece dahil etmek durumundayız” dedi.
Konuşmasında 24 Ocak 1980 kararlarının, bugünkü toplumsal ikliminin oluşmasında önemli bir dinamik olduğunu da belirten Uysal, “Bu anlamda sahip olduğumuz birikimi ve kadroları, siyasetin ve olağanüstü şartların önümüze koyduğu fırsatları değerlendirememiş olmamızdan dolayı, bunun üzerine yaptığımız hatalar, maalesef Türkiye’nin mukadderatında önemli bir çizginin sahibi olarak, hiç hak etmediğimiz bir tablo ile karşı karşıya kaldık.” diye konuştu.
Genel Başkan Gültekin Uysal konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kıymetli Divan, değerli il başkanlarım, değerli arkadaşlar hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum. 
Her şeyden bağımsız bir mücadele içerisinde değiliz. Türkiye’nin bugün içerisinde bulunduğu şartlar var. Dünyanın küçüldüğü, küreselleştiği, artık kapalı devre içerisinde meseleleri hapsedemeyeceğimiz, her gelişen ekonomik iktisadi sosyal buhranların, heyecanların, gelişmelerin pek çok ülkeyi etkilediği gibi bizim ülkemizi de etkilememesi gibi bir durumu bekleyebilme imkanımız yoktur. 
Siyaset sadece, daha çok gündemimizi teşkil eden, siyasetin ve particiliklerin pratikleri dediğimiz, il başkanlığı, ilçe başkanlığı, adaylık, milletvekillik genel başkanlık, genel idare kurulu bunlardan ibaret değil., temelinde ciddi bir fikri sorgulamanın, ciddi bir ideolojik sorgulamanın, ciddi bir iktisadi sorgulamanın olduğunu da görmek durumundayız.   
Suçlu aramaktan daha ziyade, bir gerçeği burada konuşmak adına, seyrimizin nerelerden nerelere geldiğini iyi biliyoruz. Bugün Türkiye, toplumun gerisinde kalan siyasetçilerin ve siyasi aktörlerin, değişimin, deviniminin en üst düzeye çıktığı noktada, toplum beklentilerini karşılayacak, onunla örtüşecek bir siyaseti, enstrümanları, kadroları ortaya koymadığı takdirde, dalgaların kademe kademe dışarı attığı gibi, bizleri de nasıl dışarı attığını hep yaşayarak bugünlere geldik. 
“24 Ocak 1980 kararları, toplumsal ikliminin oluşmasında önemli bir dinamiktir”
Bu sadece bizim için değil, bugünkü iktidar için de geçerli. Ben şahsen 24 Ocak 1980 kararlarının, Türkiye’nin bugünkü toplumsal ikliminin oluşmasında önemli bir dinamik, önemli bir muharip güç olduğu kanaatindeyim. 
Bizim başlattığımız bu hareketin, dünyada değişim dalgalarıyla beraber, iletişim devrimleriyle beraber, Türkiye’nin kendi içerisindeki göç olgusuyla beraber harmanlanarak, belki de mutasyona uğrayarak, bugün toplumsal yapının siyasal tercihleri noktasında içinde nefes alıp verdiğimiz siyasal konjonktürün doğduğuna inanıyorum. 
Bu anlamda sahip olduğumuz birikimi ve kadroları, siyasetin ve olağanüstü şartların önümüze koyduğu fırsatları değerlendirememiş olmamızdan kaynaklı olarak, üzerine de yaptığımız hatalar dolayısıyla maalesef Türkiye’nin mukadderatında önemli bir çizginin sahibi olarak, hiç hak etmediğimiz bir tablo ile karşı karşıya kaldık. 
Türkiye bugünkü iktidarı da aşan bir şekilde Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, kurucu ruhunu anlamayanların, tarihi bir veri kabul etmeyip kendi merkezlerinden tarihi yeniden yorumlayarak yeniden bir tarih yazma gayretlerini, ülkemizi de başta kendilerini de ama temennimiz odur ki, bunun vebalini, bedelini bu millet ödemesin, nerelere hangi risklerle karşı karşıya kalabileceğimizi de son bir iki yılda, özellikle bölgede yaşanan hadiseler çok canlı bir şekilde önümüze sermektedir. 
Görünen odur ki, bu hadiselerin çok kısa bir sürece çözülemeyeceği, oynattığınız taşların, birbirini etkileyen zincir halinde bambaşka meselelere zemin teşkil ettiğini de tecrübe ile sabit bir şekilde yaşanan hadiseler uzun yıllara sarih bir şekilde Türkiye’nin geleceğini de belirleyecek bir çizgide ilerlediğini görüyoruz. 
Bu anlamda tarihi bilmeyenleri, pusulasız gemilere benzeten önemli bir tarihçimiz var. Biz de bulunduğumuz noktada bu büyük ülkenin hem tarihine kulak vermek durumundayız, hem toprağımıza kulak vermek durumundayız, hem de insanlarımızın güncel beklentilerine cevap üretmek durumundayız.
Anayasayı değiştirebilme mukadderatı da dahil olmak üzere, milletimizin üç dönemdir iktidar partisine bahşettiği bu büyük gücü, Türkiye’nin kronikleşmiş meselelerini yapısal meselelere dönüştürmek, konjonktürel olarak dünyanın pek çok bölgesinin kriz içerisine sürüklendiği bir dönemde, katmerli bir şekilde bir artıya dönüştürebilme imkanımız Türkiye’nin önüne gelmişti. 
Ancak buna hazırlığı olmayan, hem fikri derinliği itibarı ile hem kadro itibarı ile hem de biraz önce ısrarla vurgulamaya çalıştığım, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları hangi tarihsel çizgi içerisinden koparak bir mücadele verdiğini iyi anlamayanların, kendi ideolojik takıntılarıyla beraber bu fırsatı maalesef bir riske dönüştürdüğünü de hep beraber biliyoruz, yaşıyoruz. 
“Uygulanan dış politika, Türkiye’ye sorun ithal eden bir çizgide yürüyor..”
Bugün Türkiye’de uygulanan dış politikanın başta iç istikrarımız olmak üzere, milli güvenliğimizi tehdit edici bir anlayış içerisinde, daha ziyade Türkiye’ye sorunları ithal eden bir çizgide yürüdüğünü görüyoruz. 
Özellikle sınır bölgelerimizde, Suriye meselesi başta olmak üzere, cereyan eden ama artık Cin’in şişeden çıktığı gibi birbirini tetikleyerek, bu bölgeyi bir asırdır bir imparatorluğun bakiyesi olarak bizlere yöneltilen husumetin merkezi yapma gayretlerini tersine çevirebilecek, bu biriken enerjiyle yeniden bu bölgede yaşayan insanlarımızın halkların kendi iradeleri doğrultusunda kendi geleceklerini çizebilecekleri, demokratik kanallara aktararak bu enerjiyi salimen geleceklerini kurgulayacak bir iklim içerisinde seyretmesini beklerken tam tersi bir güzergahta var olan yapıları yıkan büyük kaosların içerisine düşüren ama beraberinde de bilinçsiz bir şekilde bu mücadeleye taraf olanları da içine çeken bir hal aldığını hep beraber görüyoruz, endişe ile izliyoruz. Bulunduğumuz her zeminde fikrimizi, büyük güçlerin politikasını doğru anlamış bir siyasi hareketin sahibi olarak, bulunduğumuz noktadan milletimize aklıselimi söylemeye gayret gösterdik. 
“İnsanların yoksulluğundan ve fukaralığından yararlanarak, sadakatini satın aldılar..”
İnsanların yoksulluğundan ve fukaralığından yararlanarak, sadakatini satın alma yöntemini benimseyen insanlarımızın, tarım kesimi ile ilgili uygulanan politikadan çok, bilinçli bir şekilde özellikle nüfus hareketlerine sebebiyet verecek şekilde, alın terini alamayan insanların büyük şehirlere göç ettirilmek zorunda bırakılarak, belediyeler ve diğer organizasyonlar eli ile kurdukları mekanizmanın kucağına düşmesini çok bilinçli bir tercihle yürüttüklerini hep beraber görüyoruz.
“Dünyada bizim iktidarımız dışında, kendi insanını çalışmamaya teşvik eden bir başka iktidar yoktur” 
Dünyada bizim iktidarımız dışında herhalde kendi insanını çalışmamaya teşvik eden bir başka anlayışın iktidar olabilme imkanı olmadığını biliyoruz. Türkiye’nin hakikaten istihdam yapısı ile ilgili çok ciddi dönüşümleri ortaya koyması gerekirken, mali politikalar ile ilgili yeni bir güzergah belirlemesi gerekirken, verdiğinden daha fazla refah transfer edebilen bir Türkiye’yi ortaya çıkarmakla yükümlüdür iktidarlar. 
Bunun tersi istikamette sahip olduğumuz bütün üretim kapasitemizi artıracaklarına, belediyecilik müktesebatı ile bir değer yaratmayı Türkiye’nin önüne kaçınılmaz bir ekonomik model olarak sunanların da bu gerçekle karşı karşıya kaldıklarını görüyoruz.
Pek çok bakanın yaptığı açıklamalara baktığımızda, borçlanarak Türkiye’yi hem bireysel anlamda hem de topyekun, alternatif maliyetlerini en zirve noktasına çıkartarak kendi varlıklarını bir kadermiş gibi ortaya koymaya gayretlerini de hep beraber gördük. Türkiye’nin bunu taşıyabilme imkanı olmadığını da görüyoruz.
Bu noktada Demokrat Parti olarak, özellikle önümüzdeki yerel seçimlerin, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler iklimi içerisinde aynı parantez içerisinde değerlendirileceği, 10 yılı aşan bir iktidar sürecinin kendi içerisinde beraberinde getirdiği yorgunluğu, pek çok problemi taşıyamaz hale getirdiği Türkiye’yi belki tarihinde hiç olmadığı kadar pek çok problemle aynı anda karşı karşıya bıraktığını da çok iyi biliyoruz. 
Kendisini tarif eden bir siyasi yapının bulunmadığı ortamda, kendimizi tarif etmek zorundayız. Bu mücadele içerisinde teşkilatımızın önemini iyi biliyoruz. Bugün Türkiye’de kitle iletişim araçlarının mülkiyet yapılarıyla oynayarak değiştirdiklerini de iyi biliyoruz. 
Farklı düşüncelere, farklı seslere, hele hele kendi varlığının teminatı olduğu bir noktaya taşıdıkları ana muhalefeti, Anadolu tabiriyle “Sizde bu ense ben de bu yaba gibi el olduğu müddetçe ensede tokadın eksik olmayacağını” millete gösterdiklerini, milletimizin önüne başka bir alternatif anlayışı, ‘öğrenilmiş bir çaresizlikmiş’ gibi dayattılar. İktisadi alanda da sivil alanda da kendi üzerlerine düşen vazifeyi yapmadıklarını görüyoruz.
Bugün de meselemiz şairin tabiri ile ak sütün içindeki ak kılı seçemeyecek noktada olanların karşısında, o şuuru işleterek hakikati yalanlardan ayırarak milletimizin önünde gerçekleri konuşmak, milletimizin öncelikle meselelerini Türkiye’nin öncelikli meselesi yapma konusunda meselemizi yürütmek zorundayız. 
“ Yerel seçimlerden sonra, kalıcı siyasi yapılar oluşacak”
Önümüzdeki yerel seçimlerin bizlerin olduğu kadar milletimizin geleceği için de önemli bir eşik olduğu aşikardır. Türkiye’nin belki bu geçiş dönemini geride bırakarak, çok kalıcı siyasi yapıların oluşacağı ve bu siyasi yapıların Türkiye’nin değişen alt yapısı içerisinde şehirleşen, metropolleşen, artık tek kimlikli bir toplum olmaktan ziyade, pek çok kimliğiyle beraber bizim de bu toplumu kucaklayabilmemiz gerekiyor. O açıdan sadece bunu bir toplumsal hareket olarak, bir siyasal hareket olarak parti bünyesiyle değil beraberinden bu cephelerin her birinden yakalayacak performansı hep beraber ortaya koymak durumundayız. 
“Bu büyük harekete emek vermiş büyüklerimizi, bu sürece dahil etmek durumundayız”
İnşallah bugün burada yapacağımız istişareler, fikir alış verişleri, Türkiye’nin can alıcı meseleleri ile ilgili de sizlerin bulunduğunuz illerden nasıl göründüğünü ifade etmenizi de önemsediğimi bir kez daha paylaşmak isterim. 
Bu yolda zorlukları aşma noktasında sadece bizlerin gayretinin yetmeyeceğini de iyi biliyoruz. Her gittiğimiz noktada bu büyük harekete emek vermiş, bu hareket içerisinde önemli icraatlar yapmış, önemli görevleri yerine getirmiş büyüklerimizden başlayarak her kademede bu süreçlere daha da fazla hepimizi dahil etmek durumunda olduğumuzu da önemli bir gerçek olarak vurgulamak isterim.
Sinop İl Başkanı eski bakan Yaşar Topçu’ya teşekkür..
Bugün sizlerin huzurunda, il başkanımız olarak aramızda bize onur veren, güven veren ulaştırma eski bakanımız Yaşar Topcu’nun şahsında, Sinop İl Başkanlığı gibi bir görevi sadece esası ile ilgili yerine getirmek değil, aynı zamanda hem parti içinde hem parti dışında bu büyük davanın büyüklüğünü ispat edercesine bir fedakarlığı yaptığı için sizlerin huzurunda sizlerin adına da kendi adıma da müteşekkir olduğumuzu ifade etmek isterim. 
Dışa dönük mücadele..
İnşallah çok kısa zaman içerisinde gerçekleştirmeyi düşündüğümüz kongremizle beraber, siyasi şuuru zinde kadrolarımızın daha da artırıldığı, tahkim edildiği beraberinde çok uzun süredir içerisine sıkıştığımız dışa dönük bir siyaset olmaktan daha ziyade kendi içerisindeki mücadeleye endekslenmiş bir yapıyı da, dışa dönük bir yapı haline hep beraber dönüştüreceğimizden de eminim.
Bu zamana kadar bu faziletli mücadelede görevleri yürütmüş olmanıza rağmen, pek çok arkadaşımızın görevlerini zorluklara rağmen yapmış olmasından dolayı müteşekkir olduğumu ifade etmek isterim. 
İnşallah bizler de bugüne kadar yapabildiklerimizden çok daha fazlasını yaparak sizlerle hemhal olmak, milletimizle kucaklaşmak için var gücümüzle çalışacağımızı sizlerin huzurunda tekrar belirtmek isterim. Tekrar toplantımız hayırlı olsun, sizler de tekrar hoş geldiniz şeref verdiniz.”

19 Ekim 2013 Cumartesi

GÜNCEL POLİTİKA; "SİYASET VE AHLÂK"

DEMOKRAT PARTİ KAYSERİ İL BAŞKANI İSMET ÖZBAKKAL’IN “SİYASET VE AHLÂK” KONULU BASIN BÜLTENİ
Bugün ülkemizde “siyaset/politika” kelimesi; Ne yazık ki yolsuzluk, hırsızlık, soygunculuk, yalancılık, ikiyüzlülük, güvenilmezlik ve inanılmazlık bağlamında “POLİTİK ACI” olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır.
Ayrıca, halk arasında yalan, yanlış, eksik ve doğruluğundan şüphe duyulan meseleleri ele alan konuşmalarda 'siyaset/politika yapma' şeklinde insanlar uyarılmakta, ikaz edilmekte ve bu vesileyle “güncel politika” sifli bir meslek biçiminde tanımlanmaktadır.
Siyaset/politika kelimesinin karşısında 'Devlet işlerini adalet, hakkaniyet, tam dürüstlük, mertlik ve faziletle; “kamu yararına” düzenleme ve yönetme sanatıdır' ibaresini buluruz. Bunun açık anlamı şudur;
Halk’a hizmet ve fazilet anlamında, “namuslu ve dürüst” siyaseti herkes yapamaz.
Her önüne gelen, “yüksek erdemlere, ilim ve irfana sahip olmadıkça” hobi olsun diye istediği veya sevdiği için siyaset yapamaz.  
Siyaset yapabilmek için ancak bir sanatkâr seviyesine erişmek, yani yaptığı işi en üst düzeyde bilmek, içselleştirmek, özgür bilim ve hür iradeye sahip olmak, hiçbir menfaat beklemeden; Vatanı, milleti, özgürlüğü, bağımsızlığı sevmek, can pahasına korumak ve tam bir inançla “en doğru/dürüst biçimde” vatan hizmetini gerçekleştirmek zorunluluğu vardır.
Bilgisiz, kültürsüz, yeteneksiz, devlet ve millet geleneğini anlamamış, umur-u devlet’den bihaber, milli hasletlerimiz ve milli gücümüzü yeterince tanıma bilincine erişememiş cahil cühelâdan siyasetçi olmaz. Bir takım onursuz ve şuursuz uşakların, her seçim döneminde yenilenen seçim kanunlarına dayanarak yüce meclisimize girmeleri ile bugünkü kötü olarak değerlendirilen 'siyasi ahlâksızlık ve rezil imaj' hep birlikte bunlarca oluşturulmuştur.
İç ve dış politikamızı yürüten “siyasi güç unsuru”;
Ülkemizin milli gücünü teşkil eden “Ekonomik Güç, Askeri Güç, Demografik Güç, Coğrafi Güç, Bilimsel ve Teknolojik Güç ve Psiko-Sosyal Güç” unsurlarını kullanır.
Buna göre siyasi güç; diğer Milli Güç Unsurlarının lokomotifidir.
Onları seçilen milli hedefler doğrultunda yönetir ve yönlendirir.
Bütün bu sayılan güç unsurlarının birbirleri ile koordinasyonunu ve uyum içinde birlikte çalışmalarını sağlar. Bu unsurların bir bütün halinde milli hedeflerimiz doğrultusunda geliştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
Bu kadar ağır bir yükü üstlenecek olan siyasetçilerimizin bugün içine düştükleri durumun adını sokaktaki sade vatandaşımız koymuştur.
Vatandaşlarımız görünüşe göre haklıdır.
Çünkü görünen köy kılavuz istememektedir. Yıllardır, 'seçilmek için' yani 'kendisini yönetmek için' karşısına gelen kişiler hep aynıdır. Aynı isimleri yine aynı yöntemlerin uygulandığı bir ortamda karşısında görmektedir.
Kimi seçecektir?
Nasıl seçecektir?
Bu güzel şehitler yurdu toprakların yönetimini kimlere verecektir?
Yerel bazda bazen dedikoduların içinde kalıyorum, iftira açıkça atılıyor.
Özellikle seçilmişe çamur at izi kalsın şahsımı çok rahatsız ediyor.
Bizler, Demokrat Parti olarak; Önümüzdeki yerel seçimlerde oy alabilmenin yolunun mesnetsiz iddia ve iftira olmadığını herkese ve her kesime göstermeli; Siyaseti “fazilet mücadelesi” olarak yaptığımızı ispatlamalı ve özellikle:  
Tarihi ve kadim projelerimizi sevgili halkımıza anlatarak, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve teknik açıdan “Demokrat Parti Farkını” ortaya koyarak ve “namuslu, dürüst, saydam, ilkeli, onurlu, sorumlu İLMİ ve MİLLİ demokrasinin” halk’a hizmet yolunda sağladığı “SİYASETİ İHYA, ASLINA RÜCU ve milleti tasalluttan kurtarma” vazifesinin verdiği yüksek siyaset inancından yaralanmalı;
“Tüzel kişiliği, mensup ve teşkilât yetkilileri hakkında defalarca dava açılan; binlerce siyasi istismar, suiistimal, ahlâksızlık, yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlikle malul” bir baskı grubuna; İktidar ve “duyarsız, onursuz ve sorumsuz muhalefeti dâhil” gereken ders mutlaka verilmeli;, Aziz ve Necib Türk Milleti, lâyık olduğu: “Temiz Devlet, Milliyetçi, Mukaddesatçı, Saydam, Demokrat, Dürüst ve Temiz Hükümete” acilen kavuşturulmalıdır. 
Hayırlı ve Huzurlu; güzel bir seçim dönemi geçirmek dileğiyle;
“İYİ, İLKELİ, ONURLU, SORUMLU, 'NAMUSLU, DÜRÜST VE DEMOKRAT' OLAN KAZANSIN”...
diyorum..
İSMET ÖZBAKKAL
DEMOKRAT PARTİ İL BAŞKANI

9 Ekim 2013 Çarşamba

KURBAN BAYRAMI MESAJI

DEMOKRAT PARTİ İL BAŞKANI İSMET ÖZBAKKAL:
Demokrat Parti Kayseri İl Başkanı İsmet Özbakkal, ''Adına, kinayeten Demokratikleşme Paketi' denilen bu tasarı, tam bir manifestodur. Mezkur manifesto, "sözde demokratikleşme" adına, ülkemizdeki gerçek demokrasi, binlerce yıllık hakkaniyet, adalet, eşitlik, huzur ve hukuk ortamı ve geleneğini yok etmeyi hedeflemiştir... 
(Kayseri, İHA-09.10.2013)
- Demokrat Parti Kayseri İl Başkanı İsmet Özbakkal, ''Adına, kinayeten Demokratikleşme Paketi' denilen bu tasarı, tam bir manifestodur. Mezkur manifesto, sözde bir demokratikleşme adına, ülkemizdeki gerçek demokrasi, binlerce yıllık hakkaniyet, adalet, eşitlik, huzur ve hukuk geleneğini yok etmeyi hedeflemiş görünmektedir. Yönetimin buna asla hakkı ve hukuku yoktur'' dedi.
Özbakkal, yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle yaptığı açıklamada, ''Sevgili halkımız ve Aziz Milletimiz yeni bir Dini Bayrama hazırlanmakta ve her yıl olduğu gibi bu yıl da;
Kutsal sevincimizi “Milli Birlik, beraberlik, kardeşlik, huzur ve güven içinde” yaşamayı; 
Kurban Bayramını sevinç ve saadet içinde kutlamayı ümit etmektedir. Bu mutluluk, huzur, güvenlik ve esenlik ortamı milletin hakkı; ülkemizde eşitlik, hakkaniyet, istikrar, hürriyet ve adalet ortamını temin, tesis, ikame ve idame ise müesses hükümetin görevidir. Hükümetlerin en önemli ve ana görevi de, hüküm ve hikmet sahibi olmak, milleti 'bir bütün' halinde muhafaza, adaletle kalkındırma, istikrarla geliştirme ve medeni milletler arasında en ileri seviyelere çıkartmaktır.
Ancak; huzur, güven ve esenliğe muhtaç iç dünyamız ile milletçe idrak, ihya ve tüm dünyaya birlik ve beraberliğin gücünü ilana hazırlandığımız bu günlerde, müktesep hak, adalet, hukuk ve demokrasiyi katleden, Türk Milleti’ne kin ve nefretle yaklaşıp; anarşi, terör, tedhiş, kin ve nefret örgütünün dayatmaları yönünde; alenen bölücülüğü tahrik, teşvik ve hiç gerekmediği halde Türk yurttaşlarının inanç ve ilham kaynağı 'Andımız'ı yasaklamaya kalkışan menfur bir paket nedeniyle huzurumuz bozulmuş, kamu vicdanı rencide edilmiştir'' ifadelerine yer verdi.
Açıklamasında, ''Türk Milleti’nin, geçici bir süre için icrayı emanet ettiği mevcut siyasi kadronun buna teşebbüse hakkı ve haddi yoktur'' diyen Özbakkal, şunları kaydetti:
''Oslo ile başlayan süreçte haddini aşan ve milletin bahşettiği yetkileri kötüye kullanan iktidar partisi; Adeta bir despot, mütegallibe ve mütareke hükümeti gibi hareket etmeye kalkışmaktadır.
Demokrat Parti olarak uyarıyoruz:
Bunun sonu, akıbeti akamet ve korkunç bir hezimet olabilir.
Çünkü, adına, kinayeten Demokratikleşme Paketi denilen bu tasarı tam bir manifestodur.
Mezkür manifesto, sözde bir demokratikleşme adına; Ülkemizdeki gerçek demokrasi, binlerce yıllık hakkaniyet, adalet, eşitlik, huzur ve hukuk geleneğini yok etmeyi hedeflemiş görünmektedir. Yönetimin buna asla hakkı ve hukuku yoktur. Anayasa kimseye bu derece ve düzeyde bir yetki vermemiş; Türk Milletini bölmeye teşebbüs, terörle ortaklık, dil, din, alfabe ve milli-manevi, ilmi, tarihi ve kültürel değerleri ile oynamayı kesinlikle yasaklamış ve men etmiştir.
Yeni bir anayasa ütopyası da buna dahildir. 
Kaldı ki, ülkemizin bütün insanları Cumhuriyetin ilânı ve Partimiz, Demokrat Parti tarafından “Cumhuriyet ile Adalet, Hukuk ve Demokrasinin” 14 Mayıs 1950 tarihli Beyaz İhtilâl olarak tarihe geçen “Türkiye’nin Tek Gerçek Halk Hareketi” ile buluşturulmasından bugüne tam bir birlik, beraberlik, huzur, emniyet ve eşitlik içinde yaşayıp gelmiştir. Buna mukabil, başta faşist Yunanistan, insanlık düşmanı vahşi Çin ve diğer dünya ülkelerinde “azınlık statüsünde” yaşayan Türk kardeşlerimiz sürekli çile, alçakça muamele ve daimi işkenceye maruz bulunmaktadırlar. Türk Milleti bu durumdan şikâyetçi, vicdanen rahatsız, madden ve manen rahatsızdır.''
Özbakkal açıklamasında:
''Oysa milletimizin, asgari müştereklerinin korunması, başlıca bileşke unsurları ve tarihi çimentosu olan “Tek Dil, Tek Bayrak ve Tek Vatan” umdesinin, yoğun tehdit, bilumum bedhahlar ve düşman baskısına karşın mutlaka korunması şarttır, lâzımdır, elzemdir'' ifadelerine yer vererek;
''Asla unutmamak gerekir ki; bu menfur paket; Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti ve Milli Devlet düşmanlığı ile dolup taşan görüntüsü ile aziz ülkemiz ve güzel insanımızın “bayrama kavuşma sevincini” bölücülüğe, kurban etmiş, gölgelemiş ve milliyetperver halkımızın huzurunu bozmuştur.
Böylece, ülkemizde giderek artarak, bunalım ve buhrana dönüşen demokrasi sorunu;
Vesayet, icazet, dış himaye, güdümlü sulta, terör-tedhiş örgütü katkılı ve dikta odaklı politik ACI’larla, haksızlık, yolsuzluk, cehalet ve değersizlikle kirlenen siyaset kulvarında hak, hakikat, eşitlik, adalet ve hukuk gibi, temel insani değerlerin “keellem yekûn yok sayılması”, milletçe çok büyük bir felâketle burun buruna geldiğimizin vahim bir göstergesidir'' dedi.
Özbakkal, ''Aziz ve kadim Türk Milleti; iyice tehlikeye düşen Milli Birlik, bütünlük, özgürlük ve güvenliğimizi korumak, siyasete vaziyet ederek; Namuslu, Dürüst ve Demokrat vatandaşlar vasıtasıyla: Devlet idaresinde, millet iradesini tekrar hâkim ve hükümran kılmak zorundadır'' diyerek şöyle devam etti:
''Tek Çare: 
Adalet Ahlâkı, Hukukun Üstünlüğü, Namuslu, Dürüst, Bilimsel ve Saydam bir Demokrasidir.
Daha açık bir ifade ile: 
Millet iradesinin, devlet idaresinde hâkim kılınması. Bunun için ve bu mübarek Kurban Bayram hürmetine: Sevgili halkımızı eşitlik, adalet, hak ve hukuka; Milli Devlet, Milli Dil, Milli Anayasa, Lâiklik, Din-İman, Toprak ve Bayrağımıza; Hasılı, Vatana ve Millete Sahip çıkmaya; Bölücü, bozguncu ve işbirlikçi hainlere, tam bir “ittihat ve tevhit” (birlik ve beraberlik) şuuru içinde:
Yeter!.. Söz Milletindir, demeye davet ediyoruz. Çünkü, başta aziz vatanımız Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere; Türk Milleti ve İslam ümmetinin kutsal bayraklarının dalgalandığı, ezan okunan her yerde; karşılıklı sevgi, saygı, barış, güvenlik, adalet, hukuk, huzur ve hoşgörünün temini herkesin hakkı ve sorumlu hükümetlerin mutlak görevidir.
Milletimizin huzur, güvenlik, egemenlik, özgürlük ve mutluluğu için Cenab-ı Hak’tan yardım diliyor; Türk Vatanı ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını her türlü fitne, tefrika ve tedbirsizlikten korumasını; Vatan, Bayrak, Birlik, Dil ve Toprak düşmanlarını kahhar ismiyle kahredip cezalandırmasını temenni, dua ve niyaz ediyoruz.
Selam, içten saygı ve sevgilerimizle,
Bayramınız Kutlu Olsun.''
İHA.KAYSERİ-09.10.2013

2 Ekim 2013 Çarşamba

Demokrasi paketi hakkındadır!...

DP İl Başkanı Özbakkal, "Paket"i Yorumladı
Kayseri: 02 Ekim 2013 Çarşamba 09:39Yerel
Demokrat Parti (DP) Kayseri İl Başkanı İsmet Özbakkal, ''Demokratikleşme Paketi ile ilgili toplumun ekseriyetini kuşatacak bir anayasal çerçeve beklerken bunun yapılmadığı görüldü. Bayram şekeri dağıtır gibi, oylama paketi çıktı'' dedi.
Demokrat Parti (DP) İl Başkanı İsmet Özbakkal, ''Demokratikleşme Paketi ile ilgili toplumun ekseriyetini kuşatacak bir anayasal çerçeve beklerken bunun yapılmadığı görüldü. Bayram şekeri dağıtır gibi, oylama paketi çıktı'' dedi.
Özbakkal, yaptığı açıklamada, ''Bütün bunlara rağmen temelde değerlendirmemiz gereken şey, temel hak ve hürriyetlerin aracısız, doğrudan, vatandaşlarımızı muhatap alarak hiçbir pazarlığa, müzakereye tabi tutmadan anayasal çerçeve içerisinde teminat altına alınmasıdır. Türkiye'nin bu tür paketlerle parça parça doğruyu aradığını, toplumun ekseriyetini kuşatacak bir anayasal çerçeve beklerken bunun yapılamadığını, paketi, AK Parti'nin kaybettiği algıda mevziyi doldurmak adına bir teşebbüs olarak görüyoruz. Andımızın kaldırılmasının toplam süreç içinde milli şuuru zedeleyecek bir anlam olarak görüyoruz. Siyasi partilerle ilgili ortaya koyulan tekliflerin de önemli ölçüde çözüm süreciyle ilgili daha üst düzeyde yaratılan beklentiyi karşılamak adına bir sus payı olarak konumlandırıldığı anlaşılmaktadır. Seçimler öncesi mavi boncuk dağıtmakla ülkemizin anayasal sorunu çözülemez'' ifadelerine yer verdi.

Kaynak: IHA Kayseri

18 Eylül 2013 Çarşamba

2013-2014 eğitim ve öğretim yılı başladı. Kim ne giyecek?...

Demokrat Parti Kayseri İl Başkanı İsmet Özbakkal:
"2013-2014 eğitim ve öğretim yılının başladığını ancak kimin ne giyeceğini bilmediğini" söyledi.
İHA - 18 Eylül 2013 Çarşamba 14:34
Demokrat Parti İl Başkanı İsmet Özbakkal, 201-2014 eğitim ve öğretim yılının başladığını ancak kimin ne giyeceğini bilmediğini söyledi.
Özbakkal, yaptığı açıklamasında, “AK Parti iktidarında 5 bakan değiştiren Milli Eğitim camiası, yeni eğitim öğretim dönemine, hiç bitmeyen ‘yenilik’ ve ‘ilk’ diye sunulan kafa karışıklıkları ile başlıyor. Her bakan dönemine yeni bir sistem denemesiyle başlayan, yeni bir eğitim öğretim yılı açıldı” dedi.
Özbakkal, “8. sınıflar için yapılan Seviye Belirleme Sınavı'nın (SBS) yerine merkezî sınavların getirileceğini açıklayan Milli Eğitim Bakanı, haftalardır tüm yurdu gezerek bu “ilk” leri velilere ve öğrencilere anlatmaya çalışıyor, velilerden telaşa kapılmamalarını ve sakin olmalarını istiyor.
MEB: BEN YAPTIM OLDU!...
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘ben yaptım, oldu’ mantığı ile eğitimcilere sormadan hayata geçirdiği ‘Aşamalı Devamsızlık’ yöntemi uygulanamaz hale geldi.
Orta öğretim kurumları ise her yıl değişen yeni yeni kurallarla yeni bir ders yılına başlıyor. Orta öğretime geçiş sisteminden, öğrenciyi daha fazla strese sokacak ilave sınavlar, değiştirilen ders saatleri, devamsızlık, sınıf mevcudu ve takdir belgelerine kadar Milli Eğitimin her şeyiyle oynanıyor. 
Üstelik, Bakanlık tarafından yeni değişiklerin nasıl bir sonuç vereceği ise bekle-gör, deneme-yanılma mantığı ile anlaşılacak” ifadesinde bulundu.

17 Eylül 2013 Salı

ŞÜKRANLA ANDIK VE MANEVİ HUZURLARINDA SÖZ VERDİK!..

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal: “Bu misyonu asla kimseye yağmalatmayacağız..”
“Türk Milleti bu zulmü icra edenlerin isimlerini unuttu. Ancak bu zulme maruz kalanları, başta başvekilimiz olmak üzere gönüllerine nakşetmiştir.” 17 Eylül 2013, SALI
“ 27 Mayıs, bir eşkiya hareketidir.”
“Türkiye’nin bir daha bu tür eşkıya hareketleriyle karşılaşmaması adına, demokrasimizin üzerindeki darbe düşüncesinin gölgelerini silmek adına, bugün yapılan mücadelelerin, verilen emeklerin boşa gitmemesi adına bu misyonu, asla kimseye yağmalatmayacağız”

(DP Basın Merkezi- 17 Eylül 2013) Demokrasi şehitleri eski başbakanlardan  Adnan Menderes ve bakan arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı idam edilişlerinin 52’inci yılında Topkapı’daki mezarı başında, Anıt Mezarda anıldı. Anma töreninde bir konuşma yapan Genel Başkan Gültekin Uysal “ Bu misyonu asla kimseye yağmalatmayacağız..” dedi.
27 Mayıs’ın bir eşkiya hareketi olduğunu söyleyen Genel Başkan Gültekin Uysal, “Türkiye’nin bir daha bu tür eşkıya hareketleriyle karşılaşmaması adına, demokrasimizin üzerindeki darbe düşüncesinin gölgelerini silmek adına, bugün yapılan mücadelelerin, verilen emeklerin boşa gitmemesi adına bu misyonu, asla kimseye yağmalatmayacağız. Türk Milleti bu zulmü icra edenlerin isimlerini unuttu. Ancak bu zulme maruz kalanları, başta başvekilimiz olmak üzere gönüllerine nakşetmiştir.”diye konuştu.
İstanbul İl Başkanlığı tarafından her yıl olduğu gibi bu yıl da organize edilen anma törenine çok sayıda demokrat partili katıldı.. Demokrat Parti’nin kurucusu ve ilk genel başkanı olan Adnan Menderes ve arkadaşları için mezarı başına gelen Genel Başkan Gültekin Uysal ve partililer dua etti.
Ardından anma törenine katılanlara hitaben bir konuşma yapan Genel Başkan Gültekin Uysal, şunları söyledi: Darbelerin devlet tarihleri açısından bir utanç olduğunu dile getiren Uysal şunları söyledi: 
"27 Mayıs, bir eşkiya hareketidir."
“ 27 Mayıs; ‘milletiyle didişen bir rejimin adı asla Cumhuriyet olamaz’ diyerek demokrasiyle taçlandıran bir anlayışa karşı bir deli gömleği giydirme hareketidir. Bir eşkiya hareketidir. Başbakanımız Adnan Menderes ve onun kader arkadaşları, kabir arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ve bu büyük hizmet kervanına emeği geçenleri hepsini, rahmet ve minnet duygularımızla anıyoruz. 
Bugün mezarları başında andığımız başta şehit başbakanımız Adnan Menderes ve onun arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan ve burada ismini sayamayacağımız hizmet kervanına emeği geçen, kanlarıyla canlarıyla bir adanmışlık duygusu içerisinde bugün hepsini rahmetle ve minnetle anıyoruz.
Milletlerin zaman zaman hafızasını tazelemesi gereken günler vardır. İşte biz de bugün sadece resmi tören icra etmiyoruz. Dün yaşananlarla beraber, bugünün muhasebesini iyi yaparak, geleceğe dair salim bir iradeyle beraber, aklı selim bir düşüncenin hakim olması için geleceğimizi arıyoruz.
Dünü olmayanların, yarını olmayacağını da biliyoruz. Dününü idrak etmiş olmayanların pusulasını kaybedebileceğini de biliyoruz.
Hangi düşünceden olursa olsun bu iradeyi dün yargılayanların bugün, kendilerine referans verme ihtiyacı hissettiklerini görüyoruz. Birtakım anlayışların dışında Demokrat Parti’nin yaptıklarını ve abide şahsiyetlerinin hizmetlerini, kimsenin yadsıyamadığını görüyoruz.
Hakikatin güneş gibi olduğunu, gözlerinizi kapatsak da içine sızacağını iyi biliyoruz. Türk Milleti bu zulmü icra edenlerin isimlerini unuttu. Bu zulme maruz kalanları başta başvekilimiz olmak üzere gönüllere nakşetmiştir.
Dün Menderes’in sorumluluğu neyse, Özal’ın, Demirel’in neyse bugün de aynı anlayış içinde milletimizin huzurundayız. Türkiye’de millete kendi inançlarını, kendi değerlerini dayatanlara karşı, milletin inanç ve değerlerini veri kabul eden bir anlayışın sahibiyiz.
“Büyük demokratlar gücümüzü birleştirelim”
Demokrasiyi halka rağmen halkçılık olarak algılayan öte tarafta halk goygoyculuğu olarak anlayanlara karşı sadece lafzıyla değil, ruhuyla demokrat olanların sahibi ve sesi olarak hep beraber sözümüzün değerini yükseltmek durumdayız.
Bugün işlerine geldi mi Menderes diyenlerin, işlerine geldi mi Özal diyenlerin, işlerine gelmedi mi, ‘bizden önce ne yapıldı ki’ diye soranlara karşı büyük demokratlar olarak gücümüzü birleştirmeliyiz. 
Sesimizi yükselttiğimizde üstlerine vurulan boyaların kazındığı gibi bu büyük demokratların hizmetleri de düşünceleri de milletimizin önünde berraklaşacaktır.
Demokrat partinin hizmetlerini ve bu çizgi içinden gelerek milletin iradesini taçlandıranlara teşekkür borcumuz vardır. Onların bize bıraktığı mirası daha da ileriye taşıma noktasında mesuliyetimizi yerine getirmek durumundayız.
Türkiye, darbe dönemlerini geride bıraktı.
Bütün yön levhaları milleti gösteren bir hareketin sahibi olarak bugün de bütün levhalarımız milleti göstermektedir. ‘Haksız bir davanın sultanı olacağımıza, haklı bir davanın zerresi oluruz’ anlayışı içinde bu çizginin devamı olarak, bu bayrağın sahipleri olarak mücadelemizin sahibiyiz. O nedenle namussuzlarla kazanacağımıza, namuslularla mücadele etmeyi şiar olarak benimsemiş bir hareket olarak yine yolumuza devam etmek durumundayız.
İp’e giderken milletinden başka hiçbir kaygı taşımayan, Allah’a teslimiyet içerisinde gönül rahatlığı içerisinde o yolda yürüyenlerle aynı anlayış içerisinde biz de bu yolu devam ettirmek durumundayız.
Demokrat parti anlayışı olarak, hangi kesimden olursa olsun, bu iddiaya sahip çıkma noktasında irade gösterenlere, bu büyük demokrat partinin bugünkü temsilcileri olarak müteşekkir olduğumuzu ifade ediyoruz.
Allah’ın, tarihin seyrini değiştirmiş bu büyük millete, dün olduğu gibi bugün de daha büyük başarılar bahşedeceğine inanıyorum. Zafer günleri olduğu kadar, hüzün günlerinde de bu ortak hafızanın idraki içindeyiz. 
Türkiye’nin bir daha bu tür eşkıya hareketleriyle karşılaşmaması adına, demokrasimizin üzerindeki darbe düşüncesinin gölgelerini silmek adına, bugün yapılan mücadelelerin, verilen emeklerin boşa gitmemesi adına bu misyonu, asla kimseye yağmalatmayacağız”
Özel defteri imzaladı.. Lokma ikram edildi..
Genel Başkan Gültekin Uysal daha sonra Menderes Vakfına geçerek özel defteri imzaladı.. Anma günü nedeniyle Şehit devlet adamları için katılanlara Demokrat Parti İl Başkanlığı tarafından lokma ikram edildi.. 

11 Eylül 2013 Çarşamba

UNUTMADIK!... UNUTMAYACAK VE UNUTTURMAYACAĞIZ!..

DEMOKRAT PARTİ KAYSERİ İL BAŞKANLIĞI BASIN BÜLTENİ
BAŞKAN İSMET ÖZBAKKAL’IN 16-17 EYLÜL; ADNAN MENDERES, HASAN POLATKAN VE FATİN RÜŞTÜ ZORLU’NUN İDAMLARI İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI 
16 Eylül 1961 tarihinde, haksız, hukuksuz ve kanunsuz olarak, hunharca ve alçakça idam edilen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarılı; Namuslu, dürüst ve demokrat Devlet adamları Maliye Bakanı Hasan POLATKAN, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü ZORLU ve bir gün sonra 17 Eylül 1961 tarihinde Şehit edilen “son Başvekil” Adnan MENDERES olmak üzere:, Atatürk, Cumhuriyet, Demokrasi, Adalet, Hukuk ve Millet düşmanı kriptolar tarafından Şehit edilmelerinin 52. yıl dönümünde manevi huzurlarında tazimle eğiliyor ve her üç Şehit’in Aziz Ruhlarına minnet ve şükranla dua ediyoruz…
İnşallah, O üç mübarek ve muazzez Şehit hürmetine Ülkemiz, Devletimiz ve Aziz Milletimiz; En kısa sürede yeniden, “içinde bulunduğu makûs talihi yener de” tekrar adalet, eşitlik, hakkaniyet, hukuk, demokrasi ve huzur iklimine kavuşur.
Bizler, Demokrat Parti olarak bu yolda, bu uğurda: 53 yıl sonra tekrar “Hak yolunda ve millet hizmetindeyiz. Devlet idaresinde millet iradesini hâkim kılmak” adalet, hakkaniyet ve hukukun hayata geçmesi için “siyasette fazilet” mücadelesi veriyoruz.
Bu vesileyle: Demokrasi Şehitleri hakkında bazı hatırlatmalarda bulunmak isterim.
Şöyle ki: Başvekil Adnan MENDERES, 1899’da Aydın da doğdu. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmenin acılarını yaşadı. Babaannesinin sevgisiyle büyüdü. İzmir Amerikan Kolejinde okudu. Daha sonra Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Askerliğini yedek Subay olarak yaptı. Terhis edildikten sonra Çakırbeyli’deki çiftliğine çekildi. Milli Mücadele yıllarında gösterdiği kahramanlık ve üstün hizmetlerin karşılığı olarak, “İstiklâl Madalyası” ile ödüllendirildi.
Politika ile ilk teması, Aydın İl Başkanı olarak “Serbest Fırka” ile başlar. 
            07.Ocak.1946’da Celâl Bayar, Refik Koraltan ve Prof. Dr. Fuat Köprülü ile birlikte Demokrat Partiyi   kurdu. 
            14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti büyük bir çoğunlukla iktidara geldi. Atatürk’ün en büyük arzu, hayal ve ideali olan Demokrasiyi Cumhuriyet ile buluşturdu. Bu nedenle “Beyaz İhtilâl” olarak nitelenen 14 Mayıs, “Demokrasi Bayramı” ilân edildi. Bu arada Atatürk’ün Başvekili Celâl Bayar, TC’nin 3. ve ilk sivil Cumhurbaşkanlığına seçildi. Adnan Menderes Başbakanlığa getirildi. İlk işi, memlekette barış ve huzuru sağlamak amacıyla bir Genel Af çıkartmak oldu. Ayrıca, “Devr-i sabık yaratmayacağız” kararı ile iyi niyetini gösterdi. Dış siyasette NATO’ya girmenin çetin yollarını aştı.
            14.Mayıs.1950’ de başlayıp, 27.Mayıs.1960 günü yapılan darbeye kadar geçen on yıllık süre içinde; Yıllardır ihmal edilmiş, geri kalmış, içerde ve dışarıda itibar kaybetmiş olan Türkiye’ yi baştanbaşa yeniden imar ve inşa etti. İşsizlik ve yoksulluğu yendi. Maddi, manevi ilmi ve kültürel değerleri yeniden kazandırdı. Tarihten silinmeye ve yok olamaya yüz tutmuş Atatürk ilke ve inkılâplarını yeniden hayata geçirdi. Dünya siyaset tarihinde eşi emsali görülmemiş büyük bir kalkınma, gelişme ve çağdaşlaşma hareketlerini gerçekleştirdi.
            Merhum Menderes zamanında halk, insanca yaşamayı öğrendi. Cehalet, yokluk, yoksulluk ve işsizlikten kurtuldu. Milli ve manevi değer, eser ve zenginliklerine kavuştu. Devlet adeta baştanbaşa yenilendi. Demokrasi kurumlaştı ve bir yaşam biçimi olarak yerleşme yoluna girdi. Öyle ki, NATO standart, norm ve kriterlerine göre bu dönemde, normal şartlarda yüz yıla tekabül eden büyük bir kalkınma ve gelişme hareketi yaşandı. Menderes ve arkadaşlarının Demokrat Parti ile gerçekleştirmiş olduğu eserler bugün, çok sevdiği Milletinin hizmetindedir.
Ancak, bu olağanüstü kalkınma, gelişme, çağdaşlaşma ve demokratikleşme hareketini vatan ve millet düşmanları ile devleti ve milleti soymaya alışmış kitleler içlerine sindiremedi.
On yıllık iktidarı boyunca, sonuncusu dâhil tam 4 darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kaldı. Fakat O, vatanını, devletini insanını ve askerini yürekten seven, ordusuna güvenen, demokrasi, hak, adalet ve hukuka dayanan bir insandı. Bu sevgi, saygı, güven ve “güvendiği orduya” karşı duyduğu samimi itimat nedeniyle ve “kan dökülmesin, masum insanlar telef olmasın, devletin ve demokrasinin düzeni bozulmasın” inancıyla bir avuç çapulcuya karşı çıkmadı. Sabır ve tevekkül yolunu seçti. Elbet yanlış, yalan ve iftiraların ortaya çıkacağını, iktidarının aklanacağını ve aziz ve necip Türk milletinin gerçekleri göreceğini sanıyor ve bu yanlıştan muhakkak dönüleceğine inanıyordu. Bu inanç ve itimatla; Hükümete samimi ve sadık olarak bağlı Türk Silâhlı Kuvvetlerini harekete geçirmedi. Milletin selâmeti için teslimiyeti seçti.
Fakat bir avuç isyancı (38 kişi) tarafından gerçekleştirilen ve Menderes’in “vatan ve millet aşkı” nedeniyle mukavemet görmeyen darbe ne hikmetse muvaffak olunca, tutuklanarak Yassıada’ ya götürüldü. Türk hukuk tarihinin utancı olan yüksek adalet divanı nam uyduruk mahkemelerde sözde yargılanarak idama mahkûm edildi. Burada kendisine eziyet, zulüm ve işkenceler yapıldı. Hayali sükut ve hüsrana uğramıştı. 
O, kendisini milleti ve memleketine adayan büyük bir Lider, devlet adamı ve samimi bir vatanseverdi.17 Eylül 1961 günü öğle saatlerinde idam sehpasında bile son sözleri “vatan sağ olsun” olmuş, “Allaaah!...” diyerek ruhunu (emaneti sahibine) teslim etmiştir.
Vatan sağ olsun. Nur ve huzur içinde yatsınlar.
Vatan ve Millet O’nlara minnettar ve müteşekkirdir.
Şehit arkadaşları, Fatih Rüştü ZORLU ve Hasan POLATKAN’a da Allahtan rahmet diliyoruz; Ülkemizin içinde kıvrandığı bu sıkıntılı, zor ve kritik günlerinde onlara ihtiyacımız olduğu apaçık ortaya çıkmış ve Demokrat partinin “Millet; Cumhuriyet; Adalet; Hakkaniyet; Eşitlik; Dürüst devlet ve Demokrasi için; TEK ÜMİT olduğu bütün veçheleriyle anlaşılmıştır.
İsmet ÖZBAKKAL
DEMOKRAT PARTİ
KAYSERİ İL BAŞKANI