10 Mayıs 2019 Cuma

İSMET ÖZBAKKAL; ALTIN DAMLALAR ALIN TERİ

GÜNÜMÜZDE ALTIN DAMLA OLAN ALIN TERİ,  ÖNEMİNİ KAYBETMİŞ GİBİ GÖZÜKÜYOR.!!
ALIN TERİ;EMEĞİN DAMLASI,HELAL LOKMA,EMEĞİN SÜZÜLÜŞÜ  KAZANÇ DEMEKTİR.
GÜN GEÇMİYOR DOLANDIRICILAR,SAHTEKARLAR,HIRSIZLAR YAKALANMASIN. YAKALANMAYANLAR DA KUL HAKKI YİYENLERDE CABASI.
ALIN TERİYLE KAZANÇ,BEREKETTİR.
HERKESİ HELAL KAZANMAYA  DAVET EDİYORUM...
İslam ahlakının en önemli ilkelerinden biridir helal kazanç. İnsanın ana rahmine düşüşü ile başlar serüveni. Babasının ve annesinin helal lokma ile beslenen bir bedene sahip olması etkilidir çocuğun ana rahmindeki hali üzerinde. Oradaki gelişme sürecinde de annesi yediğini, içtiğini, giydiğini vs. helal çizgisine dikkat ederek yerine getirmeli. Dünyaya geldikten sonra, büyürken, gelişirken, yetişirken, öğrenirken velhasıl Müslüman kimliği ve kişiliği oluşurken annesi-babası her açıdan davranışlarına dikkat etmeli ve helal lokma, helal kazanç çizgisinden asla taviz vermemeli. Sadece bedensel gelişme ile yetinilmemeli, aklen, fikren, kalben de çocuk helal-haram çizgisine titizlikle riayet edecek bir eğitime tâbî tutularak haramların tehditleri karşısında kendi ayakları üzerinde durabilecek kıvama getirip hayata öyle teslim edilmeli.
Ahlâkî davranışlarımızın oluşmasında Kur'ânî ilkelerin ve sünnetin birinci derecede etkisi vardır. Dolayısıyla helal lokma, helal kazanç konusunda hem kendi çizgimizi muhafaza etmek ve hem de bu çizgiye sadâkat bağlarıyla bağlı tertemiz bir nesil yetiştirmek için bu ilkeleri sık sık hatırlamalı ve hatırlatmalıyız. “Ey peygamberler! Helal ve temiz şeylerden yiyin ve iyi işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı bilirim” (Mü'minûn, 51) ayeti ile tüm insanlar yenilmesi içilmesi dince haram kılınmamış tertemiz şeylerden yemeye davet ediliyor. “Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için, o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin” (Bakara, 188) ayetinin, başkasına ait bir malı zimmetine geçiren bir adam hakkında nazil olduğu ifade ediliyor. Adam bu mal konusunda aleyhinde delil olmadığı için, haksız ve günahkar olduğunu, yediği malın haram olduğunu bile bile borcunu inkar ediyor ve bu iddia ile mahkemeye başvuruyor. Peygamber efendimiz bu tür yollarla haksız kazanç elde etmek isteyenler için şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Hiç şüphesiz ben de bir insanım. Zaman zaman bana da davacı başvurur. İçinizden biri, bir başkasına göre davasını daha etkileyici bir dil ile savunabilir ve ben de onun lehine hüküm verebilirim. Bu şekilde kimin lehine hüküm verir de başkasının hakkını zimmetine geçirirsem bilsin ki, bu haksız mal, bir ateş parçasıdır. Buna göre ister onu taşısın, isterse bıraksın” (Müslim, Müsâkât 137).
Peygamberimiz (sav) haksız kazanç elde ederek mallarına haram karıştıran kimseleri, içyüzünü bildikleri davaları ile baş başa bırakıyor. Zira hakimin kararı ne herhangi bir haramı helâl ve ne de herhangi bir helâli haram haline getirebilir. O sadece göz önündeki delillere göre bağlayıcılık ifade eder. Günahı, sorumluluğu o konuda hile yapan, yanıltmaya başvuran tarafın omuzlarındadır (Bkz., Fîzılâli'l-Kur'an, Bakara 188'in tefsiri).
Kur'an'da dikkat çekilen en büyük haram kazançlardan birisi de yetim malı yemektir: “Muhakkak ki yetimlerin mallarını zulümle (haksızlıkla) yiyenler karınlarına sadece ateş yerler. Ve onlar yakında alevli ateşe atılacaklardır (Nisa, 10); ayeti bu hususu çarpıcı ve yeterince açık bir şekilde vurgulamaktadır. Yetim malının bir ateş olarak insanı hem bu dünyada ve hem de öteki dünyada yakacağı, hiç kimsenin buna tenezzül ederek helal malını harama dönüştürmemesi gerektiği hususu oldukça uyarıcı bir üslupla ifade edilmektedir.
Pek çok rivayette helal kazanca dikkat çekilmekte, çoluk çocuğunun geçimini helalinden temine çalışanın, Allah yolunda mücahede eden gibi ve namusu dairesinde helalinden dünyalık peşinde olanın şehidler derecesinde olduğu belirtilmektedir. Ayrıca kırk gün helal yiyenin kalbini Allah'ın nurlandırdığı ve hikmet pınarlarını kalbinden lisanına akıttığı bildirilmektedir. Parasında bir kuruş haram olduğu halde on kuruş ile bir elbise alan kimsenin üzerinde o elbiseden bir parça bulunduğu müddetçe namazının kabul olmayacağı, helal kazanç uğrunda yorgun olarak akşamlayan kimsenin günahları bağışlanmış olduğu halde yatacağı ve Allah Teala kendisinden razı olduğu halde sabahlayacağı, şüpheli şeylerden kaçınarak vefat eden kimseye Allah Teala'nın bütün Müslümanların sevabı kadar mükafat vereceği rivayetleri helal kazancın ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır (İhyau Ulumu'd-dîn, II, 235-237).
“Her işin başı eğitimdir” sözünü çok sık kullanırız. O zaman okullarımızda sadece dini muhtevalı derslerde değil, her vesileyle öğretmenlerimiz helal kazanç konusunu öğrencisinin gündeminde hep canlı tutmalıdır. Eğer sınavlarda kopya çekmenin haram kazanç olduğuna onları ikna eder ve öğrenciler de bu haram kazanca asla tevessül ve tenezzül etmeme noktasında bir kişiliğe sahip olurlarsa, haramlardan uzak, tertemiz bir neslin yetişmekte olduğu müjdesini verebiliriz. Tabi burada öğretmenlerimiz de şuna özellikle dikkat etmeli: Eğer sorumlu oldukları herhangi bir dersin hakkını vermez ya da boş geçirirse haram kazanç elde etmiş olurlar, öğrencileri için sergileyecekleri en önemli davranış bir dakikalarını dahi boşa geçirmemeleri ve girdikleri dersin hakkını dolu dolu vermeleri hususudur.

28 Nisan 2019 Pazar

İSMET ÖZBAKKAL;İNSANCA YAŞAMALIYIZ!!!

YAŞADIĞIMIZ ORTAMLAR VE SOSYAL MEDYADA İZLEDİĞİMİZ OLAYLAR İĞRENÇ.
NE OLUYOR VATANDAŞLARA???
TECAVÜZLER,DOLANDIRICILAR,ÇETELER,UĞUŞTURUCU SATICILARI,İÇİCİLERİ,FUHUŞ YAPANLAR,KUMAR OYNAYANLAR,TEFECİLİK YAPANLAR NEDEN ÇOĞALDI...
AHLAK EROZYONU MU YAŞIYORUZ.
HERKES KENDİNE ÇOLUĞUNA ÇOCUĞUNA SAHİP OLSUN LÜTFEN.
YARADAN VAR.ALLAH VAR.CENNET CEHENNEM VAR. KİMSE ÖLÜMSÜZ DEĞİL...
KUL HAKKI YEMEYİN,ADAM GİBİ YAŞAYALIM.

AHLAK ve FITRATIN BOZULMASI
Yaratılıştan günahsız ve mükemmel bir varlık olarak yaratılan insan, ana rahminde başlayıp ölümüne kadar kendini eğitme kabiliyetine sahiptir. Çocukluk yıllarının bir bölümünde pasif kalırken, ileriki yıllarda kendini tamamen kontrol altına alabilme yeteneğine sahiptir. Bu yönüyle onun gelişmesine; başta anne babası, öğretmenleri, arkadaşları, toplum, basın-yayın ve teknolojik gelişmelerle tüm dünya insanının doğrudan ya da dolaylı olarak etkisi olmaktadır.
Yüce Allah (c.c.)’ın masum olarak dünyaya gönderdiği her çocuk, harika bir donanıma sahiptir. Gördüğü iyilikleri ya da kötülükleri hafızasına kaydeder. Karakterini oluşturacak bu gözlemleri ailesiyle başlar, gelişim sürecindeki imkânlarına göre gelişir, olgunlaşır, bilgi ve becerisini belirler. Belleğine yükleyeceği her kötü, faydasız, olumsuz ve yanlış bilgi, adeta bilgisayarı çökerten bir virüs veya vücudu saran bir mikrop gibi duygu ve düşüncelerini olumsuz yönde etkileyecek, yıkıcı duygulara kapılmasına vesile olacaktır. İnsanın bu özelliğini bilen Yaratıcı, erdemli bir toplum oluşturmanın yöntemlerini çeşitli vesilelerle haber vermiştir. Hz. Âdem (a.s) la başlayan ve fıtratı bozulan her kavim uyarılmış, cennet gibi imar edilen nice beldeleri, kötü niyetli kişiler, harabeye çevirmiştir. (Bakara, 205)
Yüce Mevla Hz. Muhammed (sav.)’i; düşünce, söz, eylem ve güzel ahlakıyla insanlara örnek göstermiş ve son kez (Ahzab, 40)uyarmıştır. Peygamberlik öncesinde insanların kalbinde taht kurarak “Güvenilir Muhammed” unvanını alan Allah Elçisi, Rabbinin öğütlerini insanlara en güzel şekilde bildirmiş, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud, 112) hitabıyla, ahlakını tahrip edebilecek virüslere karşı uyarılmış, “Sen yüce ahlak üzeresin” (Kalem, 4) ayetiyle bu güzel yaşantısı insanların beğenisine sunulmuştur. İnsanda yaratılıştan var olan utanma duygusunu yok edecek her türlü olumsuzluklar dinimizce yasaklanmıştır. Yalan söylemek, söz taşımak, haksız yere insanları suçlayıp onurlarını kırmak, hataları araştırıp toplumu kötülüğe yönlendirme gibi faydasız eylemler, bunların bir bölümünü oluşturur. Toplumu meşgul eden bu tür olumsuzluklar, güzel gelişmelerin önüne konan birer engel gibidir. İnsanların ümidini kırar. Hayallerini yıkar. Pozitif enerjiyi, negatife çevirerek emeli olmayan asalak bir toplum oluşturur. İnsanın düşüncelerinde meydana gelen bozukluklar eylemlerine yansır ve tüm bireylerin yaşantısı kaosa dönüştürür. Dostluk ilişkilerini yıkar. Başkasını eleştirmekten kendini sorgulamaya zaman bulamaz. Kötülüğün her türlüsünü kendine mubah sayar. “Yaşamak için öldüreceksin” felsefesiyle başkalarına yaşama hakkı tanımaz. Egosunu tatmin edebilmek için “yaşasın kötülük” anlayışıyla ahlaksızlığın öncülüğünü yapmaya çalışır.
“Kötülüğe kötülükle karşılık verilmez” (Mecelle) kaidesi gereği olumsuzlukları düşünce ve hayatımızdan tamamen atmalıyız. “Bağışlayıcı ol. İyiliği öner. Cahillerle tartışmaya girme” (Araf, 199), “Kötülüğü iyilikle ortadan kaldırın” (Rad, 22), “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” (Zumer, 9), “Yapmayacağız işleri insanlara önermeyin” (Saf, 2) v.b. gibi birçok ayet ve hadisle dinimiz bize doğruyu göstermektedir. İçi boş tartışmalar, vaktimizin boşa gitmesine sebep olur. Karanlığa sövmektense, bir mum yakarak her birey yaşadığı çağı aydınlatmalı, geleceğimiz olan yavrularımıza da yaşanabilir bir dünya bırakmalıyız. Kapısının önünü süpüren insanların bu işi yapmasıyla dünyanın bir anda çöplerden temizleneceği gibi, fıtratı bozan kötü duygu ve düşünceleri terk edip, hayatımızdan çıkararak tüm kötülüklerden bir anda kurtulmamız mümkündür. Bunu başarmak da, sanırım başkasını değil, kişinin kendini sorgulamasıyla mümkündür. Gözündeki merteği fark edip temizleyen her birey, muhatabının gözündeki çöplerle ilgilenmeyi utanç vesilesi sayacaktır.
Selam ve dua ile…

23 Nisan 2019 Salı

İSMET ÖZBAKKAL,TARİHTE İLK SENET,MÜHÜR KAYSERİ DE BULUNDU.

Kültepe - Kayseri

Kayseri tarihini 6000 yıl önceye dayandıran belgelerin gün ışığına çıkarıldığı Kültepe, Kayseri merkeze 24 km uzaklıktadır. Hititlerin Anadolu’da kurduğu ilk kentin kalıntısı olan höyük ve onu saran Karum’dan oluşan Kültepe Ören Yeri’nde yönetim binalarının, dini yapıların, ev, dükkân ve atölyelerin kalıntıları görülmektedir.
Kültepe Tabletleri
Asurların kurduğu büyük ticaret kolonileri karumların merkezi Kültepe’deki Karum’du ve diğer karumları yönetiyordu. Kültepe, Anadolu’daki ilk yazılı tabletleri barındırması ve dünyanın ilk organize ticaret merkezi olmasıyla ön plana çıkmaktadır. Asur çivi yazısı ile yazılan bu tabletlerde, dönemin siyasi ve hukuki ilişkilerini gösteren mektuplar, senetler, mühürler ve anlaşma metinleri vardır. Söz konusu tabletler 2015 yılında Unesco Dünya Belleği listesine alınmıştır.
Ticaret yolu üstünde stratejik öneme sahip Kültepe bu özelliğini yüzlerce yıl sürdürmüştür. Kültepe, dünya müzelerine ve eski eser pazarlarına dağılan ve Kapadokya tabletleri olarak tanımlanan çivi yazılı belgelerin ilk ortaya çıktığı 1871 yılından beri bilinmektedir. 1925’te Kültepe’nin önemli bölümlerinden biri olan karum keşfedilmiştir. 1948 yılından beri Türk Tarih Kurumu ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü adına bölgede kazılar yapılmaktadır. Kültepe’de Asur, Genç Hitit, Helen, Roma, Pers ve Tabal dönemlerine ait eserler ve bulgular gün yüzüne çıkarılmıştır. Çıkarılan bu eserler Kayseri Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Kaynak: Kayseri İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

28 Mart 2019 Perşembe

MUSTAFA NEVRUZ SINACI HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞMUŞTUR

28.MART.2019 GÜNÜ MUSTAFA NEVRUZ SINACI VEFAT ETMİŞTİR.
Demokrasi aşığı sayın Sınacı ya Allah tan rahmet diliyoruz.Yattığın yer cennet mekan olsun.
1954 Niğde doğumlu. İlk, Orta ve Liseyi Konya’nın Ereğli ilçesinde bitirdi. Tahsilini Ankara’ da tamamladı. Hukukçu, Siyaset Bilimci, İktisatçı - İlâhiyatçı, Araştırmacı–Yazar. Sırasıyla; Demokratik Parti Gençlik Teşkilâtı Genel Başkanı, Tüketicileri Koruma Birliği Genel Başkanı, TÜRK-KONUT Kurucusu ve Birlik Başkanı, EKKON Genel Başkanı, ANAP’ta (3.Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın ricası ile) Başkan Yardımcısı; Demokrat Parti’de ‘3821 SK gereği açılış dönemi’ Genel Koordinatör Yardımcısı, 7 ve 9. dönem Genel Başkan Yardımcısı, Genel Sekreter, İdari Mali İşler Başkanı, Genel Başkan Vekili ve nihayet İnsan ve Kültür Ocağı Genel Başkanı olarak çalıştı. Adalet, Sabah, Akşam, Zafer, Son Havadis, Bugün, Her Gün, Ortadoğu, Tasvir, Zaman, Meydan, Haber, Anayurt Gazeteleri ile Bilim Teknik dâhil pek çok Dergide yazarlık yaptı. 2002'de emekli oldu. Halen Amerika merkezli “TURKISH FORUM” (Dünya Türk Kongresi) Danışma Kurulu Üyesi, ANAYURT Gazetesi ile TURKISH NEWS (ABD) Köşe Yazarı, Bilinç Akademisi Başkanı, BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ Rektör Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan yazar; Evli ve üç çocuk babasıdır.
VATAN MİLLET İÇİN YAPTIĞIN HİZMETLER UNUTULMAYACAK. DEĞERLİ DOSTUM DUALARIMIZ SENİNLE. ALLAH RAHMET EYLESİN,NURLAR İÇİNDE YAT.

17 Mart 2019 Pazar

İSMET ÖZBAKKAL; "BÜTÜN TÜRK MİLLETİ'NİN, ÇANAKKALE ZAFERİNİN 104.YILINI RAHMET, ŞÜKRAN VE MİNNETLE ANIYOR VE KUTLUYORUM" (Tarihi, Hakiki ve kadim Demokrat Parti Kayseri İl Başkanı)

EĞER BAYRAK İNECEKSE, EZAN DİNECEKSE, GİT DE, GELME OĞUL!!..
İMKÂNIN DEĞİL, İMANIN ZAFERİDİR BU..
ÇANAKKALE ZAFERİNİN "KUTLU YIL DÖNÜMÜNÜ" RAHMET VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ.
104 YIL ÖNCE ÇANAKKALE DE BOĞAZINDA DESTAN YAZAN KAHRAMAN GAZİ VE ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ.
SİZLERİ UNUTMADIK 
TORUNLARINIZ OLARAK, 
AZİZ HATIRANIZ, SEVGİLİ YURDUMUZ, ESERİNİZ VE RUHUNUZU AZİMLE YAŞATACAĞIZ.
NURLARDA YATIN.
ALLAH (CC) RAHMET VE MAĞFİRET EYLESİN.
BU VATANIN KAZANILMASI HER KARIŞ TOPRAĞINA KANLARINIZLA SULANMASIYLA OLDU.
BİR YOLCUYA 
Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda Gördüğün bu tümsek, Anadolu’nda İstiklal uğrunda, namus yolunda Can veren Mehmet’in yattığı yerdir. Bu tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmed’in düşmanı boğduğu sele Mübarek kanının akıttığı yerdir. Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti Yaptığı bu tümsek, amansız çetin Bir harbin sonunda bütün milletin Hürriyet zevkini tattığı yerdir.
18 Mart, Çanakkale Savaşlarının başlangıcının yıl dönümü: "ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE MUSTAFA KEMAL "Sonuçlarıyla, Türkiye’nin olduğu kadar dünyanın geleceğini etkileyen büyük savaş (Kuramsal Aktarım/Metin Aydoğan)
ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE MUSTAFA KEMAL "ATATÜRK"
18 Mart, Çanakkale Savaşlarının başlangıcının yıl dönümüdür. Sonuçlarıyla, Türkiye’nin olduğu kadar dünyanın da geleceğini etkileyen bu büyük savaş; savaştan çok, inançta birleşmiş yoksul bir ulusun neleri başaracağını gösteren bir destandır. Bu yazıyı, bir metrekaresine 6500 mermi düşen Gelibolu Yarımadası’nda şehit düşenlerin anısına saygı için yayınlıyoruz.
Gelibolu Yarımadası’nda bugün küçük bir mermer anıtın yükseldiği Kemalyeri, Mustafa Kemal’in Arıburnu savaşlarını yönettiği yere verilen addır. Kimi Türk tarihçisi, Kemalyeri için “Mustafa Kemal’in gerçek doğum yeri” der. Türk halkı onu Kemalyeri’nde tanıdı, Conkbayırı’yla yüceltti,“Anafartalar’ın yenilmez komutanı” olarak ona duygulu ve içten bir saygıyla bağlandı. Saygı ve bağlılığı, halk kahramanlarına binlerce yıldır gösterilen gizemli bir sevgi, halk söylencelerinde görülen destansı öğeler içerir. Türk halkı için, yurdu kurtaran, “ölümden korkmaz ” kahraman; asker için, kendisiyle birlikte en önde savaşan ve asla yenilmeyen, “kurşun işlemez” bir komutan; subay için, iyi yetişmiş bilgili bir asker, usta bir savaş tasarımcısı ve “güvenilir bir” komutandır.

Çanakkale ve Mustafa Kemal
Çanakkale Savaşı, Türkiye’de ve dünyada ne denli etkili olduysa, Mustafa Kemal de Çanakkale Savaşları üzerinde o denli etkili olmuştur. Yarbay rütbesinde bir subayın çok önemli sonuçlar doğuran büyük bir savaşta, belirleyici düzeyde etkili olması sıradışı bir olaydır.
İngiliz General Aspinal Oglander, bu durumu, İngiltere resmi tarihinde, “bir tümen komutanının, üç ayrı yerde, tek başına giriştiği harekatlarla; bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek büyüklükte bir zafer kazandığı tarihte pek enderdir”1 sözleriyle dile getirmiştir.
Türkiye’de, yeterince incelenmeyen, üstelik çoğu kez çarpıtılan Çanakkale Savaşı ve Mustafa Kemal olgusu, neden ve sonuçlarıyla ve en küçük ayrıntısına dek, Batıda incelenmiş, askeri-politik uygulamalarda edinilen deneyimler, 20.yüzyıl boyunca kullanılmıştır. Türkiye Çanakkale’yi unuturken, Batı hiçbir zaman unutmamıştır.

Kemalyeri

Gelibolu Yarımadası’nda bugün küçük bir mermer anıtın yükseldiği Kemalyeri, Mustafa Kemal’in Arıburnu savaşlarını yönettiği yere verilen addır. Kimi Türk tarihçisi, Kemalyeri için “Mustafa Kemal’in gerçek doğum yeri” der. Türk halkı onu Kemalyeri’nde tanıdı, Conkbayırı’yla yüceltti,“Anafartalar’ın yenilmez komutanı” olarak ona duygulu ve içten bir saygıyla bağlandı.
Saygı ve bağlılığı, halk kahramanlarına binlerce yıldır gösterilen gizemli bir sevgi, halk söylencelerinde görülen destansı öğeler içeriyor. Türk halkı için, yurdu kurtaran, “ölümden korkmaz” kahraman; asker için, kendisiyle birlikte en önde savaşan ve asla yenilmeyen, “kurşun işlemez” bir komutan; subay için, iyi yetişmiş bilgili bir asker, usta bir savaş tasarımcısı ve “güvenilir bir” komutandır.
Çanakkale’de oluşan bu imgeyi, Harp Akademisi eski komutanlarından Orgeneral Ali Fuat Erden (1882-1957), “Mustafa Kemal, Türk milletinin Çanakkale Savaşlarında bulduğu en gerekli insandır” biçiminde dile getirir.2 Çanakkale saldırısını öneren ve yenilgiden sorumlu tutulan3 İngiltere Denizcilik Bakanı Sir Winston Churchill için ise Mustafa Kemal, savaşın yönünü değiştiren “bir kader adamıdır”.4

Kendini Yetiştiren Kurmay Subay
Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki başarısı, yurt sevgisine dayalı inanç ve kararlılık yanında, sahip olduğu askeri bilgi ve deneyimlere dayanır. Okuyor, araştırıyor ve yüzbaşılığından beri, tüm tatbikatlara büyük bir özen ve dikkatle hazırlanıp katılıyordu.
Savaşta deniz-kara işbirliğinin önemini incelemiş, düşüncelerini Trablusgarp’ta sınama olanağı bulmuştu. İtalyan askerinin deniz topçusunun ateşiyle korunarak karaya çıkarılmasının, kıyı savunmasını güç duruma soktuğunu görmüş, çıkartmalarda, denizden yapılan topçu ateşinin taktik gücünü kavramıştı.
Bilgisini dizgeli bir görüş durumuna getirerek, alınacak önlemler konusunda, askeri değeri olan yeni düşünceler geliştirmişti. Çanakkale savaşı başladığında, deniz-kara işbirliği konusunda bilgi ve deneyimi olan tek subay oydu. Çanakkale’deki başarısının bir başka nedeni, yüksek donanımlı bir komutan olmasıydı.5

Ulusal Önder
Dönemin aydınları, Çanakkale’den haberler geldikçe, yalnızca iyi yetişmiş bir komutanla değil, çok gereksinim duydukları ve belki de yıllardır bekledikleri, ulusal bir önderle karşılaşmakta olduklarını düşündüler. “1915 de, İstanbul’un kurtuluşunu büyük ölçüde ona borçlu olduklarını”öğrenmişler6, onun ülke geleceğinde önemli bir yeri olacağını anlamışlardı. Bu anlayış, ilerdeki Kurtuluş Savaşı’yla Cumhuriyet Devrimleri’nin dayandığı inanç ve güvenin temelini oluşturacak, onu “vatan kurtarıcılığından yeni bir devletin kuruculuğuna” götürecektir.7
Çanakkale’de ortaya çıkan Mustafa Kemal imgesinin nasıl oluştuğunu anlamak için, orada nelerin yapıldığını ve neler yaşandığını bilmek gerekir. Bu bilgiye birinci elden ulaşmak, olayları onun anlatımıyla öğrenmek daha anlamlıdır. Hiç sevmediği savaştan ve acılarla dolu anılarından söz etmekten pek hoşlanmadığı için, bu tür anlatımlar çok değildir.
Çanakkale Savaşları ile ilgili açıklamalar yaptığı Ruşen Eşref’e imzalayarak verdiği (24 Mayıs 1918) fotoğrafın arkasına; “Her şeye karşın kuşkusuz ki bir aydınlığa doğru yürümekteyiz. Bende bu inancı yaşatan güç, yalnız sevgili ülkeme ve ulusuma duyduğum sınırsız sevgim değil, bugünün karanlıkları içinde, yalnızca yurt ve gerçek sevgisiyle ışık saçmaya ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir...” diye yazmıştı.8

Usta Savaşçı
İngiliz ve Fransız birlikleri, Avustralya ve Yeni Zelandalılar’dan oluşan Anzak Kolordusu’yla birlikte, 25 Nisan 1915’te Arıburnu’ndan çıkartma girişiminde bulundu. O günlerdeki çarpışmalar; onun savaşan askerle birlikteliğini, kararlılığını ve komutan olarak yeteneklerini ortaya koyan örneklerle doludur.
Sabaha karşı çıkartmaya başlayan düşmanın, Conkbayırı’ndan tepeye doğru ilerlediğini gördüğünde, ana çıkarmanın yapılmakta olduğunu anladı ve hemen harekete geçti. Conkbayırı’nın önemini biliyordu. Fransız Tarihçi Benoit Mechin’in daha sonra yazdığı gibi, “İstanbul’un kilidi Çanakkale Boğazı, Çanakkale Boğazı’nın kilidi ise Conkbayırı’ydı; burayı ele geçiren, İstanbul’u ele geçirecekti”.9
25 Nisan’da başlayan ve 16 Mayıs’a dek 21 gün süren Conkbayırı savunması, tarihin gördüğü en kanlı savaşlardan biridir. Saldırının ilk günü; düşman durdurulmuş, Kabatepe çıkarması başarısız kılınmış ve düşmana ağır yitikler verdirilmişti. Saldırıyı gerçekleştiren Kolordu Komutanı General Birdwood, 25 Nisan akşamı İngiliz Kuvvetler Komutanı General Hamilton’a başvurmuş ve çıkartmanın durdurularak “bütün askerlerin geri çekilmesini” istemişti.10
Komuta yeteneği ve ortaya konan direnme gücü bakımından olağanüstü bir gün olan 25 Nisan 1915 için, Ruşen Eşref’e şunları anlatır: “Yirmi dört saatten beri aralıksız süren savaş, askeri çok yormuştu. Verdiğim bir emirle saldırıyı kestim. Ancak vatanı kurtarmak için, kazanılmış olan hattı güçlendirmekten ve ne olursa olsun bırakmamaktan başka çare yoktu. Bu nedenle gereken şu emri verdim: ‘Benimle birlikte burada savaşan bütün askerler bilmelidirler ki, bize verilmiş olan namus görevimizi tümüyle yerine getirmek için, bir adım geri gitmek yoktur. Rahatlık uykusu aramanın, yalnız kendimizin değil, bütün milletin sonsuza kadar rahattan yoksun kalmasına neden olacağını, hepinize hatırlatırım”.11

Askere Örnek Olma
Mustafa Kemal, bu tür subayların en ileri örneklerinden biriydi. Kurup eğittiği birliklerin ve savaşın o denli içindeydi ki, Çanakkale’den sağ çıkması olasılığı düşük bir rastlantıydı. Çok dar bir alanda, beş yüz bin insanın ölüp yaralandığı kanlı bir savaşta, çatışmaların yalnızca içinde değil, hemen her zaman önündeydi. Üstelik sağlığı da pek yerinde değildi. Buna karşın, askere gönülgücü (moral) vermeyi amaçlayan, bilinçli bir yüreklilik ve atılganlık gösterdi.
Sürekli “ilk ateş hattında”12 dır. “Ne yokluktan ne de sıcaktan”13 yakınır. Birlikte savaştığı askerlerle yazgısını birleştirmiş, ölümü içeren kutsal bir bütünlüğe ulaşmıştır. Ölümden korkmaz. Birliklerini etkilemek için, “düşman mermilerine ölçülü bir gözüpeklikle karşı çıkar”14, hiçbir düşman kurşunu kendisine değmeyecekmiş gibi davranır.
Çatışmanın yoğunlaştığı bir gün, savaşı yönettiği yer, seri bir top ateşiyle karşılaşır. İlk mermi, bulunduğu yerin altmış metre ötesine, ikinci ve üçüncüsü kırk ve yirmi metre yakınına düşer. Uzaklık ve zamanlama hesaplanmış ve dördüncü merminin onun bulunduğu yere düşeceği saptanmıştır. Subaylar kaygıyla uyarırlar, ancak yerinden kalkmaz ve sigarasını içmeyi sürdürerek, “artık çok geç, kaçarak askere kötü örnek olamam”15der. Siperdekiler, dehşetle dona kalmış bir durumda, dördüncü merminin düşmesini beklerler. Ancak bir şey olmaz; “düşman üç mermi atmış, dördüncü atışı yapmamıştır”.16
10 Ağustos’taki Conkbayırı çatışmalarının en önemli anında, göğsünden vurulur. Durumu gören yanındaki Yarbay Servet’e (Yurdatapan) susmasını işaret eder, bir şey olmamış gibi davranır. Mermi parçası, üst cebindeki saate denk gelmiş ve kendi söylemiyle, “büyükçe bir kan çukuru bırakmaktan” başka bir zarar vermemişti.17
Parçalanmış saati, aynı akşam, karargahta karşılaştığı Ordu Komutanı Liman von Sanders’e armağan eder. Son derece duygulanan Sanders,“aile markalı” kendi altın saatini o günün anısına olarak ona verir.18

Büyük Yığınak
İngiltere ve Fransa, Churchill’in önerilerine uygun olarak, Mısır’a ve Çanakkale Boğazı’nın karşısındaki Limni Adası’na, “iki yüz binden fazlasını”savaşta yitireceği19 büyük bir askeri güç yığdı. Doğu Akdeniz Donanması’nı İskenderiye’de topladı; Avustralya ve Yeni Zelanda dahil, sömürgelerden asker getirildi.
İngiliz donanmasının, “teknoloji harikası” en yeni gemileri bu işe verildi. Önemli bir direnişle karşılaşılmayacağı söyleniyordu ancak büyük bir hazırlık yapılıyordu. Hazırlıklar yoğun biçimde sürerken, kimi çevrelerde kaygı ve kuşkular belirmeye başlamıştı. “Türkler’in askerlikteki ustalığını”20bilen Amiral Fisher, “korkularını yutmuş” hazırlıkları sürdürüyordu. Ancak, İngiliz Deniz Kuvvetleri’ni, “Çanakkale’nin zorlanarak, modern bir donanmayı böyle bir tehlike altına sokmanın” kaygısı sarmıştı.21
Churchill, üç yıl önce 1911’de benzer düşünceler taşıyordu. Ancak, Aralık (1915) başındaki kabine toplantısında, “Almanlar’ın Belçika’daki savunma hatlarına yaptığı bombalamayı ve bunun etkilerini” gördükten sonra düşüncesini değiştirdiğini açıkladı ve “yerleri bilinen modası geçmiş Türk toplarının” kolayca yok edileceğini, savaşın kolay kazanılacağını ileri sürdü.
Savaş Bakanı Lord Herbert Kitchener (1850-1916) başta olmak üzere, “Savaş Kabinesini yola getirdi”22 ve donanmayı Çanakkale’ye gönderdi. O dönemde, “yenilmesi olanaksız, karşı konulmaz güç” olarak görülen, dünyanın en büyük deniz gücü, 19 Şubat 1915’te, yedi bin nüfuslu Çanakkale’nin“dış tabyalarını bombalayarak” saldırıya geçti.23
Savaş Bakanı Kitchener; Çanakkale Ortak Kuvvetler Komutanı, Sir Monteith Hamilton’a (1853-1947) gönderdiği iletide, şunları söylüyordu:“Çanakkale’yi alıp İstanbul’u susturursanız, bir zafer kazanmayacaksınız, savaşı (Dünya Savaşı’nı y.n.) kazanacaksınız”.24

Şaşırtıcı Direnç ve Düşkırıklığı
Masa başında hazırlanan plan, dışardan bakıldığında; akılcıl, parlak sonuçlu ve kolay uygulanabilir görülüyordu. Ancak, savaş başlar başlamaz,Churcill başta olmak üzere, savaş kabinesi üyeleri ve askeri yetkililer karamsar bir düş kırıklığına uğradılar.
Bir yıl önce, Balkan Savaşı’nda, “bir nefeste bir vilayeti bırakıp dağılan”25 bir ordu yerine, dünyanın en büyük askeri gücüne karşı, “savunduğu toprağın bir karışı için, bir taburunun kanını bir nefeste kurban eden”26 bir orduyla karşılaşmışlardı. “Herkes, bulunduğu taşa, toprağa; elleri, ayaklarıyla sarılmış, ölüyor ama tutunduğu yeri bırakmıyordu”.27 Gözleriyle gördükleri büyük değişim, “bir komuta mucizesi mi, yoksa anlaşılması olanaksız bir bilinmezlik miydi?”28
İki savaş arasında orduda görülen direnç gücü ve savaşkanlık ayrımı, birçok insan için, anlaşılması olanaksız boyuttaydı. Ancak, kuşkusuz bir bilinmezlik olayı değildi. Türk halkında varlığını her zaman sürdüren yurt savunma güdüsü, yönetim yeteneği yüksek, bilinçli ve atılgan komutanlık istenciyle buluşunca, Çanakkale’deki direnişi ortaya çıkarmıştı. Aynı sonuç, dört yıl sonra, yapılamaz denilen Anadolu direnişinde alınacak; Kurtuluş Savaşı’yla, büyük güçlerin Türkiye’ye yönelik plan ve uygulamaları, Çanakkale’de olduğu gibi geçersiz kılınacaktır.

Savaşı Yitiriyorlar
Savaşın sonucu, 1915 Ağustos’unda belli oldu. Anafartalar cephesindeki Conkbayırı ve Kireçtepe çatışmaları, Çanakkale zaferini belirleyen savaşlardı. Saldırganların savaşım isteği kırılmış, tinsel gücü çökmüştü. Ne yaparlarsa yapsınlar, başarılı olamıyor, Türk savunmasını aşamıyorlardı. Askeri teknolojinin en son ürünlerini kullanıyor, askerlerine her türlü olanağı sağlıyor ancak Türk askerini yenemiyorlardı.
İnsanlık suçu saydıkları kimyasal silah bile kullandılar. Türk Ordusu içinde önce, “zehirli gaz kullanılacak, önleyecek gücümüz yok” sözünü yayıp, direnç gücünü kırmaya çalıştılar Daha sonra, gerçekten kimyasal silah kullandılar.
Mustafa Kemal, bu konuyu ilerde şöyle anlatacaktır: “Çanakkale Savaşları sırasında, düşmanın zehirli gaz kullanacağı haberi duyuldu; (önlem alacak y.n.) karşı bir silahımız yok. Düşman zehirli gaz kullansa bile, biz tepedeyiz onlar ovada, bize tesir etmez sözünü yazdım (cepheye dağıttırdım y.n.). Daha sonra bir deneme yaptılarsa da, rüzgarın yön değiştirmesi üzerine bu beladan da kurtulmuş olduk. Askerin de bize güveni arttı”.29
Büyük bir orduyla gelmelerine karşın, Müttefik komutanlar daha çok askere gereksinim olduğunu söylüyordu. Hamilton; 17 Ağustos’ta Londra’ya gönderdiği raporda, “yeni ve büyük çapta” yardımcı kuvvet gönderilmesini istiyor ve “üzülerek söylemeliyim ki, Türkler bizim bazı birliklerimiz üzerinde manevi üstünlük sağlamıştır; iyi komuta edilen ve cesaretle savaşan bir ordunun karşısındayız... Eğer, Majestelerinin Hükümeti benim denize dökülmemi istemiyorsa, derhal 95 bin yeni asker gönderilmelidir” diyordu.30

Sonucu Gören Uyarılar
Hamilton kaygısında haklıydı. Conkbayırı yenilgisinden sonra, bağlaşık (itilaf) ordusu savaş gücünü önemli oranda yitirmiş, sahil şeridine sıkışıp kalmıştı. Yaptıkları her çıkış püskürtülüyor, birlikleri sürekli eriyordu. Denize dökülerek Gelibolu’dan tümüyle atılabilecek durumdaydılar.Mustafa Kemal, üstlerine ve asker arkadaşlarına, “Düşman artık güçsüz, tümüyle kovulabilir”31 diye yazılar yazıyor, saldırıya geçilmesini istiyordu. Ancak, gerek Ordu Komutanı Liman Von Sanders, gerekse Başkomutan Vekili Enver Paşa, uyarılarını değerlendirip harekete geçmiyordu.
Bağlaşık ordularındaki çözülme ve “Çanakkale’yi terk etme eğilimini”32 görmüş, belli etmemeye çalışarak çekileceğini anlamıştı. Gizliden başlattıkları çekilmenin 1916 başında tamamlanacağını öngörüyordu. “Buna fırsat vermeden işgalcileri yok etmek için, son bir saldırının tam zamanıdır”33diyerek, harekete geçilmesi için üstlerini zorladı. Ancak, “çekilme ihtimali görülmemektedir” 34, “harcanacak kuvvetimiz yok”35 biçiminde yanıtlar aldı.
Saldırı önerisinin kabul edilmemesi üzerine, komutan olarak Çanakkale’de yapacağı önemli bir işi kalmamıştı. Görevini 10 Aralık’ta 5.Ordu Komutanı Fevzi Paşa’ya (Çakmak) bırakarak İstanbul’a döndü. Dönüşünü daha sonra Salih Bozok’a şöyle anlatacaktır: “Düşmanın çekileceğini anladığım için saldırılmasını önermiştim. Ancak önerimi kabul etmediler. Bu nedenle canım sıkılmıştı. Çok da yorgundum. İzin alarak İstanbul’a geldim. Eğer düşman, ben oradayken çekilmiş olsaydı, herhalde daha çok sıkılacaktım”.36

Gerçekleşen Öngörü
İtilaf Devletleri, sanki Çanakkale’den ayrılmasını bekliyormuş gibi, 19 Aralık 1915’te, yani onun İstanbul’a gidişinden dokuz gün sonra çekilmeye başladı. Karanlık ve sisten yararlanarak sessizce hareket ediyor, çekilmeyi belli etmemeye çalışıyorlardı. 31 Aralık’tan 8 Ocak 1916’ya dek, 95 bin asker ve büyük miktarda askeri donanım, silah ve yiyeceği gemilere yüklediler.
Price George Kruvazörü, karanlık ve puslu bir havada, son 2 bin askerle suçlulara özgü bir gizlilik içinde ve kaçar gibi, Çanakkale’den ayrıldı. Kaçışı o denli sır vermeden başarmışlardı ki, Türk yetkililer olayın farkına bile varmamışlar, durumu ancak Çanakkale’de hiçbir İngiliz kalmadığını görünce öğrenmişlerdi.37 Mustafa Kemal, bir kez daha haklı çıkmıştı.

DİPNOTLAR
1 “Millitary Operations, Gallypoly” Aspinall-Oglander: C.II, sf.485; ak. Y.Hikmet Bayur, “Atatürk- Hayatı ve Eseri-I” Atatürk Araş. Mer., Tıpkı Bas., Ank. 1997, sf.98
2 “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Sena Mat., İstanbul-1980, sf.92
3 Büyük Larousse, Gelişim Yayınları, 4.Cilt, sf.2357
4 “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Sena Mat., İstanbul-1980, sf.92
5 “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit. 12.Baskı, İstanbul-1994, sf.99
6 “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Sena Mat., İstanbul-1980, sf.92
7 a.g.e. sf.86
8 “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları” Sadi Borak, Kaynak. Yay., 2. Bas., İst.-1998, sf.124
9 “Kurt ve Pars” Benoit Mechin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.59
10 “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü”U. Kocatürk T.İş B.Yay., Ank., sf.30
11 “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal İle Mülakat” Ruşen Eşref, Yeni Mecmua, İst.-1918; ak. Uluğ İldemir, a.g.e. sf.XXV
12 “Mustafa Kemal” Benoit Mechin, Bilgi Yay., Ankara-1997, sf.111
13 “Kurt ve Pars” Benoit Mechin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.60
14 a.g.e. sf.112
15 “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kitaplar, 12.Bas., İst.-1994, sf.123
16 a.g.e. sf.123
17 “Tek Adam” Ş. S. Aydemir, I.C,lt, Remzi Kit., 9.Bas., İst.-1983, sf.256
18 a.g.e. sf.257
19 “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, I.Cilt, Remzi K., 9.Bas., 1983, sf.237, 238
20 “Çanakkale Savaşı”, R.R.James, “20.Yüzyıl Tarihi”, Arkın Kit., İst.-1970, sf.368
21 a.g.e. sf.364
22 a.g.e. sf.364
23 a.g.e. sf.264
24 “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü” U. Kocatürk T.İş B.Y., Ank., sf.27
25 “Mustafa Kemal” Benoit Mechin, Bilgi Yay., Ankara-1997, sf.107
26 “Tek Adam” Ş. S. Aydemir, I.Cilt, Remzi Kit., 9.Bas., İst.-1983, sf.246
27 a.g.e. sf.246
28 a.g.e. sf.246
29 “Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe”Uluğ İldemir, T T. K. Bas., Ankara-1990, sf.XXII
30 “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Sena Mat., İstanbul-1980, sf.91
31 “Atatürk’ün Hayatı ve Eseri”, Hikmet Bayur, 1963, sf.95; ak. Prof.U.Kocatürk, “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü”, T.İş Ban.Kül.Y., sf.42 ve “Kurt ve Pars” Benoit Mechin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.68
32 “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü”U. Kocatürk T.İş B.Yay., Ank., sf.45
33 “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları” S.Borak, Kaynak Yay., 2. Bas., İst.-1998, sf.84
34 “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.125
35 “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları” S.Borak, Kaynak Yay., 2. Bas., İst.-1998, sf.84
36 “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.125
37 “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü”U. Kocatürk T İş Ban.Yay., Ank. sf.46
KAYNAK: Kuramsal Aktarım ve Metin Aydoğan
http://kuramsalaktarim.blogspot.com/2019/03/canakkale-savaslari-ve-mustafa-kemal.html?m=1

13 Mart 2019 Çarşamba

İSMET ÖZBAKKAL;KERVAN TERS DÖNÜNCE UYUZ EŞEK BAŞ OLURMUŞ

GÜNÜMÜZDE HAK ETMEDİĞİ MAKAMA GELEN KİŞİLER VARDIR.!
HİÇ ÖNEMSEMEZSİN AMA ADAM MÜDÜR OLUR,BAŞKAN OLUR BAŞ OLUR.

KERVAN YOLA ÇIKARKEN EN İYİ DEVEYİ ÖNE KOYARLAR,EN İYİ DEVEYLE BAŞI ÇEKERKEN,EN ARKADA TOPAL UYUZ EŞEK ONLARA YETİŞMEYE ÇALIŞIRKEN,ÖYLE BİR DAR GECİTE GELİNİR Kİ, GERİ DÖNÜLMEK ZORUNDA KALINIR. DEVE BAŞA GEÇEMEYECEĞİNDEN MECBUREN EN ARKADA BULUNAN BAŞ OLAN EŞEĞE KERVAN UYMAK ZORUNDA KALIR.
Güzelce ilerleyen kervan,ters döndüğünden baş yavaş ilerlediğinden kervan ona uymak zorunda kalır..
Siyasi hayatımda çok rast geldim.Kongrelerde delege olması için ya da listede adam tamamlamak için koyduğumuz adam aslında hiç bir işe yaramayan boş adamdır.
Fakat görevden alınma ve adamın olmadığı anda o adam olmuştur. Zaten çok iyi bilen cevher adamlar lazım değildir.Baş olsun da görev aksak olsun önemli değil o zaten güdümlüdür.
Özellikle ülkemizde bir kuruma tesadüfen girmiş,torpille girmiş kişiler.Hiç bir ilmi irfanı olmasa da o kurumu beklemiştir. Birilerinin işine geldiği için veya adamı olduğu için baş olmuştu.Hatta millet vekili hatta bakan da olmuştur.
Layık olmadan devletin makamlarına atananlar,astlarını ısırır üstlerine kuyruk sallarlar.
Özenle çok çalışarak bir şey meydana getirmeliyiz. Yeyip içmek,harcamak ve kısacası yaşaya  bilmek için haksız bir yola değil,alın teri dökerek kazanmamız şarttır..

Hak etmeyen kişiye makam vermek,hazine değerindeki inciyi bataklığa atmaktır.
ÇIRAKLIĞINI YAPMADIĞIN İŞİN,USTASI OLAMAZSIN...

5 Mart 2019 Salı

İSMET ÖZBAKKAL;SEÇMENİN KAFASI NEDEN KARIŞIK

DEMOKRASİ HERKESE LAZIM;
31 MART YEREL SEÇİMLERİ ÖNCESİ MİLLET İÇİNDE BİR ARAŞTIRMA YAPTIM;
SEÇMEN HEYECANINI YİTİRMİŞ,İŞTAHSIZ.!!!  İŞTAHLI OLANLAR ADAYLARIN YAKINLARI.
Eğer aday değil ya da partiyle bir alakası yoksa,sade vatandaşsa seçimle fazla ilgilenmiyor. İlk söylediği geçim derdi oluyor.
Yerel seçimlerin ilk defa genel seçim havasında olması herkesi şaşırtıyor.!!!
Beka söylemi gündemden düşmüyor.
Partilerin yeni genç toy başkan adayları seçmenleri güldürüyor ve şaşırtıyor.
Belediye ve yerel seçimlerini unutup proje açıklayacağına,dış politika ve ülke gündemini değerlendiriyor.  Ey aday sen önce ilçene şehrine nasıl hizmet edeceksin,mahallelerini ve seçmenini tanıyor musun?
Zaten seçimlerin neticesi yüzde seksen belli olan illerde yalakalar fazla görevini yapmıyor.
Kaybedeceğini bilen adaylarda para ve emek harcamıyor.
Parti genel başkanları görsel basında kendi şahsiyetlerini kurtarma peşinde olduğundan ortaya çıkan sonuç şu, SEÇİM OLSA DA BİTSE KURTULSAK.

Sanki seçimler bitti de arkasından genel seçimleri konuşanlar var.
Bana göre partiler misyonunu yitirdi. Batık banker misali eskileri karıştıranlar var.
Siyaseti çantada keklik sanan,o partiden öbür partiye geçen adayların balonu 31 mart akşamı sönecek.
Aday sende cevher yoksa,sende hüner yoksa arı sana konmaz,avucunu yalarsın.

Bir önceki yerel seçimlere göre oy kullanma oranı düşecek görünen o...
İttifaklar seçim sonrası çatlar,yürümez.
Siyasette ben olayım,biz olalım düşüncesi ülkeyi perişan eder.
31 Mart seçim sonrası en az iki,üç parti siyasi hayatımıza girebilir.
Bazı partiler yoruldu,seçmen yeni söylemler,yeni umutlar vaatler istiyor.
Ekonomik sıkıntılar çözülmeden piyasa canlanmaz,milletimizin tedirginliği gitmez.
YEREL YÖNETİMLER YASASI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR..
Makamlar mevkiler gönle yar değil
Gönüle taht kuran bir saray değil
Vatan millet için hizmeti hak bil
Dünyada saltanat ebedi değil.