13 Kasım 2013 Çarşamba

“GENÇLERİMİZİ POLEMİKTEN UZAK TUTATIM VE GÜNCEL SİYASETİN ÇİRKEFİNE ÇEKMEYELİM”

BASIN BÜLTENİ
DEMOKRAT PARTİ KAYSERİ İL BAŞKANI İSMET ÖZBAKKAL: “GENÇLERİMİZİ POLEMİKTEN UZAK TUTATIM VE GÜNCEL SİYASETİN ÇİRKEFİNE ÇEKMEYELİM”
Bu günlerde gençlerimizin öğrenci evlerinde “kızlı/erkekli” olarak beraber kalması ile ilgili haberler hakkında Başbakan’ın söylemi, “şerefli ve soylu geleceğimizin teminatı olan genç kardeşlerimizin” kafasını karıştırmış, polise intikal eden “birlikte ikamet” vakıaları tüm insanlarımızın midesini bulandırmıştır.
Bu durum her ne kadar “nadir rastlanır cinsten” ise de, mevcutları şiddetle kınıyor ve hükümeti, toplumsal ahlâkın korunması; AB hatırına serbest bırakılan zinanın derhal en ağır cezai suç haline getirecek düzenlemeleri yapmasını talep ediyoruz.
Dolayısıyla; Her ne kadar ortada bazı çirkin, edep ve insanlık dışı örnekler var ise de; Tümüyle gençlerimizi, kötü örneklere istinaden ve öfkeli bir yaklaşımla “ahlak üzerinden” değerlendirmek, onlara karşı yapılan büyük bir haksızlıktır.
Esas itibarıyla Türk Gençliği ahlâken yüksek, onurlu, sorumlu ve faziletlidir.
Türk Gençliği, ahlâki olduğu kadar; Milli ve manevi değerlerine düşkündür.
Türk Gençliği yüksektir. 
Çünkü: Cumhuriyet, Adalet ve Demokrasi onlara emanettir.
Bu nedenle: Geleceğimizin teminatı gençlerin gururunu kırmak, onurlarıyla oynamak, canlarından daha aziz ve değerli olan namuslarına dil uzatmak, onların tertemiz akıl, iman ve dimağlarını polemik içerisine çekmek, masum ve müsemma hazinelerimizi rencide etmektir.
Üstelik; Ülkemizde sanki yurt sorunu halledilmiş, her öğrenci ekonomik olarak iyi, emin, güvenli, “her türlü mazarrat, anarşist ve terörist ajitasyonlarına karşı korunmuş” rahat ve konforlu durumda gibi, onlara yöntem diretmek haksızlıktır.
Evlerde “mutlak surette kızlar ayrı ve erkekler ayrı olmak kaydıyla kalan” birçok öğrenci tam beslenemeden, ısınamadan, dar bütçeyle geçinmek zorunda kalmakta; Ağır mahrumiyetler yaşamakta ve pek çok konuda mağduriyete mahkûm edilmektedirler.
Onları bir eli yağda bir eli balda “mamur ve müreffeh” sanıp sadece bireysel ahlak üzerinden değerlendirmeyip, cefa içerisinde bir diploma sahibi olmak için, ana-babasının gönderdiği 3,5 kuruşla geçinmeye çalışan, hasretle cebelleş ve sıla özlemi içerisinde zar zor derslerine çalışan ve okullarını bitirmek için çırpınan bu gençlerimizi kutluyoruz.
Kaldı ki, bütün genç insanları aynı kefeye koyamayız.
Kahir ekseriyeti edepli, şerefli, yüksek karakterli, usul, ahlâk ve yasalara uyan, her şeyin apaçık farkında olan, akıllı, imanlı ve şuurlu gençlerimizdir. Bunları bilmeden, ahlâken tefessüh etmiş, şahsiyet ve haysiyetini yitirmiş üç beş namussuz ve kötü numuneye bakarak, medya önünde “Asil ve Ahlâken Yüksek Türk Gençliğini” küçük düşüremeyiz.
Ayrıca, Devlet ve hükümet olarak çocuklarımıza, gençlerimize en iyi imkânları ve fırsatları sunmak asli, insani, milli-manevi ve vatani görevimizdir.
Netice olarak: Emniyetimiz açısından yapılacak incelemelerin, böyle aleni şekilde ilan edilmeden, aslına ermeden yapılması, polisimizi olumsuz bir baskı gücü gibi gösterme çabası gibi algılanmaktadır. Oysa polis, adliye, savcı ve bilumum güvenlik unsurları gençlerin dostu, özgürlük ve güvenliğimizin teminatı olup; gençleri çetelerden, terörden, fuhuş, uyuşturucu ve her türlü belâdan, olumsuzluktan koruyan meşru güçler, adalet, Ahlâk ve hukukun bekçileri, yol göstericileridir.
Vatan, millet, dil, bayrak ve toprağına saygılı gençlik, adalete de sahip olmalıdır.  Siyasiler problemleri çözmek onurlu ve sorumlu yetişkinlerin görevidir.
Zorunlu olmadıkça ve mecbur kalmadıkça öğrenciler polemik içine girmemeli ve günümüzde kısır döngüye dönüşen siyasete taraf olmamalıdır. Genç beyinlerin görevi, ülke geleceğini, birlik ve bütünlüğünü korumak için “ilim, irfan, adalet, hukuk ve teknikte” çok ileri hamleler yapmak; Milli birlik, beraberlik, yüksek ahlâk ve demokrasiye sahip çıkmaktır.

11 Kasım 2013 Pazartesi

10 KASIM 1953 - 10 KASIM 2013, 60. YIL!...

CHP'NİN UTANCI; DP'NİN ESER VE İFTİHARI
Medeni, vefakâr milletler ve birinci sınıf evrensel ülkeler; Devletlerini kuran veya büyük hizmetlerde bulunan önderlerine ölümlerinden sonra anıt mezarlar yapmışlardır. Türk Devleti de, çürümüş, harap olmuş, yıkılmak üzere olan asırlık Osmanlı İmparatorluğundan, bütün dünyanın takdir ettiği modern, dinamik ve güçlü bir Türkiye kuran Mustafa Kemal'e Atatürk ismini vermiş ve kendisinin vefatından sonra da Ankara'nın en güzel yerine bir Anıt-mezar yaptırmış ve bunun adına da Anıt-kabir demiştir.
Mustafa Kemal'e içten içe düşmanlık besleyen, kin güden ve kötülük etmek isteyenler, O'nu sevmediği zannedilen kişiler değil, bilâkis O'nun eserlerini, makam ve mirasını paylaşanlar, O'nun adına sözde karşı devrimlere kalkışan ve insanlık âlemini daha derinden sömürmek için  “yeni Dünya sistemleri” kurmak isteyenler olmuştur.
İşte  bunun bir örneği.
Aşağıdaki tarihlere dikkatinizi çekmek istiyorum: 
10 Kasım 1938 - Atatürk'ün ölümü
10 Kasım 1953 - Atatürk'ün nâşının Anıtkabir'e nakledilmesi 
Anıtkabire nakil, ölümünden tam 15 yıl sonra gerçekleşiyor.
Bu sürenin 12 yılı içinde Devleti idare eden Milli Şef İsmet İnönü.
Son 3 yılında ise Celal Bayar-Adnan Menderes 
Halk Partisi zihniyeti, İsmet İnönü ve CHP Atatürkçülüğü:
Anıtkabir için, Atatürk’ün vefatından 2 yıl 4 ay sonra 1 Mart 1941 tarihinde uluslararası bir yarışma açıldı. Yapım çalışmaları  09 Ekim 1944 tarihinde ancak başladı. Yani Ölümünden tam 6 yıl sonra!...
Bayar, Menderes ve Demokrat Parti:
Henüz büyük bölümü eksik ve ağır aksak yürüyen Anıtkabir'in inşası; Demokrat Parti iktidara gelir gelmez derhal ele alındı. Hızlandırıldı ve üç yıl içinde 1953 yılında tamamlandı ve Aziz ATA’nın Muazzez Nâaşları 10 Kasım 1953’de ebedi istirahatgâhına nihayet (Ölümünden tam 15 yıl sonra) ihtişamlı bir devlet töreni ile (ve 10 Kasım 1938’de İsmet Paşa tarafından İstanbul Camilerinde kılınmasına izin verilmeyen “Mustafa Kemâl Atatürk’ün Cenaze Namazı” alenen bütün ülke Camilerinde gıyabi olarak açıkça ve resmen eda edilmek suretiyle) nakil, tâzim ve Dinî merasimle defnedildi.   
Şimdi sormak gerekmez mi?..
Milli Mücadele ve İstiklâl Savaşının Başkomutanı, Devletin Kurucusu, İlk Cumhurbaşkanı, bütün milletin ölümünde gözyaşı döktüğü bir milli Kahraman'ın anıt mezarının;
Yarışması ölümünden 3 yıl,
Yapımına başlanması 6 yıl,
Yapımının tamamlanması 15 yıl nasıl geciktirilebilir?..
Bunun her hangi bir ilmi, insani ve mantıki bir izahı var mıdır? 
Mustafa Kemal'in "Ebedi Şef" seçilmesine nazire olarak kendisine "Milli Şef" dedirten ve hayatı boyunca Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yolunda gittiğini vurgulayan  İsmet İnönü, Şefinin mezarının yarışmasını bile 3 yıl sonra yapıyor, yapımına 6 yıl sonra başlıyor. İktidarda kaldığı 12 yıl içinde de bitirmiyor.  
Anıt mezarın 9 yılda tamamlanması akıl alacak bir durum değildir.
Öyle ki, İnönü döneminde 9 yıl içinde bitirilmeyen, kasıtla ihmal edilip geciktirilen Anıtkabir yapımı, DEMOKRAT PARTİ’nin iktidara gelmesi ile hakiki bir Atatürkçü olan Celal Bayar, Atatürk’ün Millet Vekili Adnan Menderes ve Partisi Demokrat Parti tarafından 3 yıl geçmeden, mükemmel ve muazzam surette bitirilmiştir!..
O İnönü ki, Atatürk’ün mezarını savsaklayıp geciktirirken, Paralar ve Pullardan Atatürk’ün isim ve resimlerini kaldırmakta, hafızalardan “Türk İnkılâbının ATA-TÜRK ilkelerini” silmekte asla tereddüt etmedi ve gecikmedi.
*
SON EVRENSEL EFSANE
Prof. Dr., Gazî Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Hayatı 
1881 - Mustafa'nın Selanik'te doğuşu1893 - Mustafa'nın Selanik Askeri Rüştiyesi'ne yazılması,
1896 - Askeri Rüştüye'de Mustafa adlı öğretmeninin kendisine Kemal adını verdiği Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi (Lisesi)'ne geçti.
13 Mart  1899 - Mustafa Kemal, İstanbul'da Harbiye (Harp Okulu) piyade sınıfına girdi.
10 Şubat 1902 - Mustafa Kemal'in Harp Okulu'nu teğmen rütbesiyle bitirerek Harp Akademisi'ne geçmesi
11 Ocak 1905 - Mustafa Kemal'in Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi'nden mezun olması ve merkezi Şam'da bulunan Beşinci Ordu emrine verilmesi
Ekim 1905 - Mustafa Kemal'in bazı arkadaşlarıyla birlikte Şam'da gizli "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurması
20 Haziran 1907 - Mustafa Kemal'in rütbesinin Kolağasılığına (kıdemli yüzbaşı) yükseltilmesi
13 Ekim 1907 - Mustafa Kemal'in Selanik'te III. Ordu'ya atanması
15-16 Nisan 1909 - Mustafa Kemal'in 31 Mart (13 Nisan) ayaklanması üzerine Hareket Ordusu'nun kurmay başkanı olarak İstanbul'a hareket etmesi
6 Eylül 1909 - Mustafa Kemal'in Selanik'te III. Ordu Piyade Subay Talimgâhı Komutanı olması (aynı yıl içinde Kolağası rütbesiyle 38. Piyade Alayı komutanı olmuştur.)
Mayıs 1910 - Mustafa Kemal'in Mahmut Şevket Paşa'nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk harekâtlarında bulunması
17-21 Eylül 1910 - Fransa'da yapılan manevralara (Picardie) Türk Ordusu temsilcisi olarak katılması.
13 Eylül 1911 - Mustafa Kemal'in İstanbul'a Genelkurmay'a nakledilmesi
27 Kasım 1911 - Mustafa Kemal'in Binbaşılığa yükseltilmesi
22 Aralık 1911 - Mustafa Kemal'in İtalyan - Osmanlı Trablus savaşında Tobruz Taarruzunu başarıyla idare etmesi
25 Kasım 1912 - Mustafa Kemal'in Bahrısefid Boğazı (Çanakkale) Kuvâ-yı Mürettebesi Harekât Şubesi Müdürlüğü'ne atanması
27 Ekim 1913 - Mustafa Kemal'in Sofya Ataşemiliteri olması
1 Mart 1914 - Mustafa Kemal'in Yarbaylığa yükselmesi
2 Şubat 1915 - Mustafa Kemal'in Tekirdağ'da 19. Tümeni kurmaya başlaması (25 Şubat 1915'te tümen kuruluşunu tamamlayarak Maydos'a gelmiştir.)
25 Nisan 1915 - İtilaf Devletlerinin Arıburnu'na asker çıkarmaları üzerine Mustafa Kemal'in tümeniyle düşmanı önleyerek durdurması.
1 Haziran 1915 - Mustafa Kemal'in Albaylığa yükselmesi
8-9 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu Komutanlığı'na atanması
10 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in bizzat idare ettiği taarruzla Anafartalar cephesinde düşmanı geri atması
17 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in Kireçtepe'de zafer kazanması
21 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in II. Anafartalar Zaferini kazanması
1 Nisan 1916 - Mustafa Kemal'in Tümgeneralliğe yükseltilmesi
7-8 Ağustos 1916 - Mustafa Kemal'in Bitlis ve Muş'u düşman elinden kurtarması
7 Mart 1917 - Mustafa Kemal'in Diyarbakır'daki II. Ordu Komutan Vekilliğine atanması
16 Mart 1917 - Mustafa Kemal'in Diyarbakır'daki II. Ordu Komutanlığı'na asil olarak atanması
5 Temmuz 1917 - Mustafa Kemal'in Halep'teki VII. Ordu Komutanlığı'na atanması
20 Eylül 1917 - Mustafa Kemal'in VII. Ordu Komutanı sıfatıyla memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu göndermesi
15 Ekim 1917 - Mustafa Kemal'in VII. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılarak İstanbul'a dönmesi
15 Aralık 1917 - Mustafa Kemal'in Veliaht Vahdettin ile Almanya'ya gitmesi
16 Aralık 1917 - Mustafa Kemal'e "Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı" verilmesi
4 Ocak 1918 - Almanya gezisinden dönmesi
7 Ağustos 1918 - Mustafa Kemal'in Filistin'de bulunan VII. Ordu Komutanlığı'na ikinci defa tayin edilmesi
26 Ekim 1918 - Mustafa Kemal'in komuta ettiği VII. Ordu Birliklerinin düşman taarruzunu Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde durdurması
31 Ekim 1918 - Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olması
13 Kasım 1918 - Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'nın lağvı üzerine İstanbul'a gitmesi
30 Nisan 1919 - Mustafa Kemal'in IX. Ordu Müfettişi olması
16 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in Samsun'a gitmek üzere Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrılması
19 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkması
21-22 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in Amasya'dan yolladığı genelgeyle, Milli Kuvvetleri bir gaye ve bir teşkilat çerçevesinde toplamak amacıyla Sivas Kongresi'ni toplanmaya çağırması
26 Haziran 1919 - Amasya'dan Sivas'a hareketi
3 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal'in Erzurum'a ilk gelişi
8-9 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal'in resmi görevinden ve askerlikten çekilmesi
23 Temmuz 1919 - Erzurum Kongresi'nin toplanması ve Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi'ne başkan seçilmesi
4 Eylül 1919 - Sivas Kongresi'nin toplanması ve Mustafa Kemal'in Sivas Kongresi'ne başkan seçilmesi
11 Eylül 1919 - Mustafa Kemal'in Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi Başkanlığına seçilmesi
20-22 Ekim 1919 - Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen Bahriye Nâzırı (Bakan) Salih Paşa ile Amasya'da görüşmesi ve Amasya bildirgesinin imzalanması
7 Kasım 1919 - Mustafa Kemal'in İstanbul'da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum'dan Milletvekili seçilmesi (Büyük Millet Meclisi'nin birinci dönemi için yapılan seçimde ve ondan sonraki seçimlerde Ankara'dan Milletvekili seçilmiştir.)
27 Aralık 1919 - Mustafa Kemal'in Heyet-i Temsiliye üyeleriyle birlikte Ankara'ya gelmesi
16 Mart 1920 - İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali üzerine Mustafa Kemal'in durumu bütün devletler ve Millet Meclisleri nezdinde protesto etmesi ve Ankara'da yeni bir Millet Meclisi girişiminde bulunması
23 Nisan 1920 - Mustafa Kemal'in Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açması
24 Nisan 1920 - T.B.M.M.'nin Mustafa Kemal'i başkanlığa seçmesi
11 Mayıs 1920 - Mustafa Kemal'in İstanbul Hükümetince ölüm cezasına çarptırılması (Bu karar 24 Mayıs 1920'de Padişah tarafından onaylanmıştır)
13 Eylül 1920 - Mustafa Kemal tarafından "Halkçılık " programının Büyük Millet Meclisine sunuluşu
5 Aralık 1920 - Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen Osmanlı delegeleri Ahmet İzzet ve Salih Paşa'larla Bilecik İstasyonunda görüşmesi
10 Mayıs 1921 - Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kurulması ve kendisinin Grup Başkanlığı'na seçilmesi
13 Haziran 1921 - Mustafa Kemal'in Fransız temsilcisi F. Bouillon ile Ankara'da görüşmesi
5 Ağustos 1921 - Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal'e Başkomutanlık görevinin verilmesi
23 Ağustos 1921 - Mustafa Kemal'in 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı'nı yönetmeye başlaması
13 Eylül 1921 - Mustafa Kemal'in Sakarya Zaferi'ni kazanması
19 Eylül 1921 - Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından Mareşallik rütbesinin ve Gazi unvanının verilmesi
26 Ağustos 1922 - Gazi Mustafa Kemal'in Kocatepe'den Büyük Taarruzu idareye başlaması
30 Ağustos 1922 Gazi Mustafa Kemal'in Dumlupınar'da Başkomutan Meydan Savaşı'nı kazanması
10 Eylül 1922 - Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'e girişi
1 Kasım 1922 - Gazi Mustafa Kemal'in teklifi üzerine Büyük Millet Meclisi'nin saltanatı kaldırılmasına karar verişi
14 Ocak 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'ın İzmir'de ölümü
29 Ocak 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'de Lâtife (Uşaklıgil) Hanım'la evlenmesi (5 Ağustos 1925'te ayrılmışlardır)
17 Şubat 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'de ilk Türkiye İktisat Kongresi'ni açması
13 Ağustos 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in ikinci kez Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçilmesi
11 Eylül 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in Halk Partisi'ni kurması
29 Ekim 1923 - Cumhuriyetin ilanı ve Gazi Mustafa Kemal'in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi
1 Mart 1924 - Gazi Mustafa Kemal'in Büyük Millet Meclisi'ni açışı ve Halifeliğin kaldırılması ile öğretimin birleştirilmesi gereğini konuşmasında belirtmesi
23 Ağustos 1925 - Gazi Mustafa Kemal'in Kastamonu'da şapka ve kıyafet devrimini başlatması
3 Ekim 1926 - İstanbul'da Sarayburnu'nda Mustafa Kemal'in ilk heykelinin dikilmesi
1 Temmuz 1927 - Gazi Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk defa İstanbul'a gelmesi
15-20 Ekim 1927 - Gazi Mustafa Kemal'in CHP İkinci Kurultayı'nda tarihi büyük nutkunu söylemesi
1 Kasım 1927 - Gazi Mustafa Kemal'in ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçilmesi
4 Kasım 1927 Gazi Mustafa Kemal'in Ankara Etnografya Müzesi önünde ve Yenişehir'de dikilen heykellerinin açılışı
20 Mayıs 1928 - Afgan Kralı Amanullah Han'ın Gazi Mustafa Kemal'i Ankara'da ziyareti
9-10 Ağustos 1928 - Gazi Mustafa Kemal'in Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi
12 Nisan 1931 - Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu'nun kurulması
4 Mayıs 1931 - Mustafa Kemal'in üçüncü kez Cumhurbaşkanlığına seçilmesi
12 Haziran 1932 - Irak Kralı Emir Faysal'ın Ankara'da Mustafa Kemal'i ziyareti
12 Temmuz 1932 - Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu'nun kurulması
4 Ekim 1933 - Yugoslavya Kralı Aleksandre'ın Gazi Mustafa Kemal'i İstanbul'da ziyareti
29 Ekim 1933 - Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in onuncu yıldönümü dolayısıyla tarihi nutkunu söylemesi
16 Haziran 1934 - İran Şehinşahı Rıza Pehlevi'nin Gazi Mustafa Kemal'i Ankara'da ziyareti
24 Kasım 1934 - Büyük Millet Meclisi'nin Mustafa Kemal'e ATATÜRK soyadını veren yasayı kabul etmesi
1 Mart 1935 - Atatürk'ün dördüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi
4 Eylül 1936 - İngiltere Kralı Edward VII'in İstanbul'da Atatürk'ü ziyareti
11 Haziran 1937 - Atatürk'ün çiftliklerini devlete ve bir kısım gayrimenkullerini Ankara Belediyesi'ne bağışlaması
30 Mart 1938 - Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nce ilk kez resmi tebliğ yayınlanması
19 Haziran 1938 - Romanya Kralı Karol II'nin Atatürk'ü İstanbul'da ziyareti
5 Eylül 1938 - Atatürk'ün vasiyetnamesini yazması (Açılış: 28 Kasım 1938)
16 Ekim 1938 - Atatürk'ün hastalık durumu hakkında günlük resmi tebliğler yayımına başlanması
10 Kasım 1938 - Atatürk'ün SADECE BEDENEN aramızdan ayrılması21 Kasım 1938 - Atatürk'ün cenazesinin Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre törenle konulması
10 Kasım 1953 - Atatürk'ün nâşının Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrinden Anıtkabir'e nakledilmesi1981 - UNESCO'nun aldığı bir kararla Atatürk'ün doğumunun 100. Yılının bütün dünyada "Atatürk Yılı" olarak kutlanması
*
ANITKABİR'İ YAPTIRAN BAYAR'I İÇERİ ALMADILAR
AHMET DÖNMEZ, (zaman-ankara)
Bugün (10 Kasım 2008) Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün 70'inci yıldönümü. Binlerce insan Ata'sını anmak için Anıtkabir'e akın edecek.
1939 yılında yapımına karar verilen Anıtkabir'e 'ilk çivi' Atatürk'ün ölümünden tam 12 yıl sonra çakıldı.
Gerekçe ise halefi İsmet İnönü'nün ilgisizliğiydi. Atatürk'ün son başbakanı Celal Bayar'ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali, birçok konuda olduğu gibi Anıtkabir'in inşasında da İnönü'nün ona karşı vefasız davrandığını belirtiyor.
Dedesinin hatıratından yola çıkarak, "Büyükbabamın ilk işi Anıtkabir'i bir an önce yaptırıp Atatürk'ü Etnografya Müzesi'nde bir tahta masanın üzerinde yatmaktan kurtarmaktı." diyen Naskali, buna rağmen Bayar'ın cezaevinden çıktıktan sonra Anıtkabir'i ziyaretine izin verilmediğini söylüyor.
Atatürk'ün 10 Kasım 1938 yılında vefat etmesinin ardından defnedilmesi 15 yıl sürdü.
Bu süre içerisinde naaşı Ankara'da Etnografya Müzesi'nde bir masanın üzerinde bekletildi. Anıtkabir yapma kararı 6 Aralık 1938'de alınmış olmasına rağmen Rasattepe'deki kamulaştırma çalışmaları bir türlü bitirilemediği için anıtmezar inşaatına başlanamıyordu.
14 Mayıs 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti, hemen işe koyuldu. Celal Bayar, cumhurbaşkanı seçildiğinin ilk haftasında Anıtkabir'in inşaatı konusunu ele aldı. Bayar, hatıratında bunu şöyle anlatıyor:
"Bir defterim vardı, oraya günlük işlerimi not ederdim. Bu günlük notların ilk maddesini, daima Anıtkabir teşkil ederdi. Anıtkabir yapılıncaya ve o büyük eşsiz insan, ebedî istirahatgâhına terk olununcaya kadar not defterimin birinci maddesi değişmemiştir."
Bayar, ilk günlerde Anıtkabir'in inşa edileceği Rasattepe'ye gider, planları inceler ve ilgililerden bilgi alır. İşlerin ağır bir tempo ile yürütülmesinden rahatsız olarak hükümeti harekete geçirir. İnşaat hızlanırken Bayar zaman buldukça gider ve çalışmaları yerinde izler.
Anıtkabir'in heykelleri, kabartmaları, yazı ve mozaik işleri de DP döneminde yarışmaya açılır ve yaptırılır. İnşaat faaliyetlerini Başbakan Adnan Menderes de yakından takip eder.
Bayar'ın bu konudaki görüşü, "İkimiz de yakından takip ettiğimiz için bu konuda birbirimize verecek taze haber bulamazdık.
Yürümeyi çok seven Başvekil Menderes, sık sık Anıtkabir'e uğrayarak hem yürüyüş yapıyor hem de çalışmaların hızlandırılmasını teşvik ederdi." şeklinde. Atatürk'ün bir tahta masa üzerinde yattığını düşünmenin kendisi için dayanılmaz bir sızı olduğunu ifade eden dönemin cumhurbaşkanı, hatıratına şu notu düşmüş:
"Başvekil Adnan Menderes'le son bir defa daha Anıtkabir'i gözden geçirdik, karar verdik ki içinde bulunduğumuz 1953 yılının 10 Kasım'ında Atatürk'ü ebedî makberesine tevdi edebiliriz."
Anıtkabir'i inşa ettiren Bayar, Yassıada mahkemesinde önce idama mahkum edildi sonra ilerlemiş yaşı sebebiyle bu ceza müebbete çevrildi. 1961 yılında cezasını çekmek üzere Kayseri Cezaevi'ne gönderilen Bayar, burada yaklaşık 3 yıl kaldı. 1963'te alınan sağlık raporu üzerine tahliye edildi. Bayar, büyük bir konvoyla Ankara'ya geldi. Amacı Cebeci Mezarlığı'ndaki eşi Reşide Bayar'ı ve Anıtkabir'i ziyaret etmekti.
Fakat Anıtkabir'i ziyaretine izin verilmedi. Araştırmacı-yazar Süleyman Yeşilyurt'un 'Paşalar' isimli son kitabına göre, ziyaret gerçekleşmesin diye Anıtkabir o güne mahsus kapatılmıştı. Geceyi damadı Ahmet Gürsoy'un yeğeni Avukat Yılmaz Şahinalp'ın evinde geçirdi. Ertesi gün, kendisine sağlık raporu veren doktor tutuklanırken tahliye kararı da kaldırıldı ve 28 Mart'ta gözaltına alınarak tekrar Kayseri Cezaevi'ne konuldu. O gün yaşananları Zaman'a anlatan Şahinalp şunları söyledi:
"Ankara'ya gelişiyle tansiyon yükseldi. Meneviş Sokak'taki evimiz taşlandı, camlar kırıldı. Sağlık raporunun sahte olduğu öne sürülerek gece yarısı itfaiye araçlarıyla gelip balkondan içeriye girdiler. Bayar'ı Numune Hastanesi'ne götürerek başka bir rapor aldılar." Şahinalp, sadece Bayar'a yönelik bir uygulama olarak anılmaması için Anıtkabir'in o gün tüm ziyaretlere kapatıldığını anlattı.
'Atatürk'ün gösterdiği yol, birlik ve beraberliktir'
Atatürk'ün ölümünün 70'inci yıldönümü münasebetiyle bir mesaj yayınlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, onun öncülüğünde hayata geçirilen inkılâp ve reformların, demokratik, modern, hür ve müreffeh Türkiye'nin temellerini attığını belirtti. Bu büyük dönüşümün de ülkenin modernleşme sürecini başlattığını kaydetti.
Cumhuriyet'in kuruluşuyla belirlenen ideallere ulaşmadaki temel hedefin Atatürk'ün öngördüğü muasır medeniyetler seviyesini geçmek olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, "Bu hedefe doğru yürürken, Türkiye'nin birlik ve beraberlik içinde gelişmesi, büyümesi, modernleşme sürecinin devam etmesi elzemdir." dedi.
Gül, mesajında bunu bir bayrak yarışı şuuruyla, büyük bir inanç ve azimle gerçekleştirmeye çalışan devlet ve milletin de Cumhuriyet'i ilelebet yaşatma ve kazanımlarını ileriye götürme konusunda güçlü bir irade sergilediğini vurguladı. TBMM Başkanı Köksal Toptan da mesajında, 10 Kasım'ın, Türk milleti için büyük bir kurtarıcısını anma günü olduğunu ifade etti. Ayrıca, sahip olduklarının değerini bilerek Cumhuriyet'in erdemlerine sadakatini ve Atatürk'ün ideallerini gerçekleştirme konusundaki kararlılığını gösterme günü olduğunu bildirdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Cumhuriyet'in en büyük idealinin, 'inancı, etnik kökeni, yaşam biçimi ne olursa olsun milletin bütün fertlerini vatandaşlık temelinde birleştirmek olduğunu' dile getirdi. İstiklal mücadelesinin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ölüm yıldönümünde anarken, hep birlikte onun fikir ve eserleri üzerinde yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Erdoğan, Cumhuriyet'in en büyük idealinin, milletin bütün fertlerini vatandaşlık temelinde birleştirmek olduğunu sözlerine ekledi. 

31 Ekim 2013 Perşembe

İL BAŞKANLARI TOPLANTISI VE GENEL BAŞKAN'IN KONUŞMASI:

Genel Başkan Gültekin Uysal, Ankara’da yapılan İl Başkanları Toplantısında konuştu:
“Yerel seçimlerden sonra, kalıcı siyasi yapılar oluşacak”
“İnsanların yoksulluğundan ve fukaralığından yararlanarak, sadakatini satın aldılar..”
“Dünyada bizim iktidarımız dışında, kendi insanını çalışmamaya teşvik eden bir başka iktidar yoktur”
“Uygulanan dış politika, Türkiye’ye sorun ithal eden bir çizgide yürüyor..”
“24 Ocak 1980 kararları, toplumsal ikliminin oluşmasında önemli bir dinamiktir”
“Bu büyük harekete emek vermiş büyüklerimizi, bu sürece dahil etmek durumundayız”
            (DP Basın Merkezi- 26 Ekim 2013) - 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak Yerel Seçimler öncesinde İl Başkanları, Genel Başkan Gültekin Uysal başkanlığında Ankara’da toplandı. Yerel seçim stratejisinin belirleneceği istişare toplantısında İl başkanları bölgeleriyle ilgili bilgi verecekler. 2 gün sürecek istişare toplantısının açılışında konuşan Teşkilat Başkanı A. Baki Mert, İl Başkanlarına “hoş geldiniz” dedi. Genel Başkan Yardımcıları da çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi..
Genel Başkan Gültekin Uysal, istişare toplantısının açılış konuşmasında, “Bu yoldaki zorlukları aşma noktasında, bu büyük harekete emek vermiş, bu hareket içerisinde önemli icraatlar yapmış, önemli görevleri yerine getirmiş büyüklerimizi de bu sürece dahil etmek durumundayız” dedi.
Konuşmasında 24 Ocak 1980 kararlarının, bugünkü toplumsal ikliminin oluşmasında önemli bir dinamik olduğunu da belirten Uysal, “Bu anlamda sahip olduğumuz birikimi ve kadroları, siyasetin ve olağanüstü şartların önümüze koyduğu fırsatları değerlendirememiş olmamızdan dolayı, bunun üzerine yaptığımız hatalar, maalesef Türkiye’nin mukadderatında önemli bir çizginin sahibi olarak, hiç hak etmediğimiz bir tablo ile karşı karşıya kaldık.” diye konuştu.
Genel Başkan Gültekin Uysal konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kıymetli Divan, değerli il başkanlarım, değerli arkadaşlar hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum. 
Her şeyden bağımsız bir mücadele içerisinde değiliz. Türkiye’nin bugün içerisinde bulunduğu şartlar var. Dünyanın küçüldüğü, küreselleştiği, artık kapalı devre içerisinde meseleleri hapsedemeyeceğimiz, her gelişen ekonomik iktisadi sosyal buhranların, heyecanların, gelişmelerin pek çok ülkeyi etkilediği gibi bizim ülkemizi de etkilememesi gibi bir durumu bekleyebilme imkanımız yoktur. 
Siyaset sadece, daha çok gündemimizi teşkil eden, siyasetin ve particiliklerin pratikleri dediğimiz, il başkanlığı, ilçe başkanlığı, adaylık, milletvekillik genel başkanlık, genel idare kurulu bunlardan ibaret değil., temelinde ciddi bir fikri sorgulamanın, ciddi bir ideolojik sorgulamanın, ciddi bir iktisadi sorgulamanın olduğunu da görmek durumundayız.   
Suçlu aramaktan daha ziyade, bir gerçeği burada konuşmak adına, seyrimizin nerelerden nerelere geldiğini iyi biliyoruz. Bugün Türkiye, toplumun gerisinde kalan siyasetçilerin ve siyasi aktörlerin, değişimin, deviniminin en üst düzeye çıktığı noktada, toplum beklentilerini karşılayacak, onunla örtüşecek bir siyaseti, enstrümanları, kadroları ortaya koymadığı takdirde, dalgaların kademe kademe dışarı attığı gibi, bizleri de nasıl dışarı attığını hep yaşayarak bugünlere geldik. 
“24 Ocak 1980 kararları, toplumsal ikliminin oluşmasında önemli bir dinamiktir”
Bu sadece bizim için değil, bugünkü iktidar için de geçerli. Ben şahsen 24 Ocak 1980 kararlarının, Türkiye’nin bugünkü toplumsal ikliminin oluşmasında önemli bir dinamik, önemli bir muharip güç olduğu kanaatindeyim. 
Bizim başlattığımız bu hareketin, dünyada değişim dalgalarıyla beraber, iletişim devrimleriyle beraber, Türkiye’nin kendi içerisindeki göç olgusuyla beraber harmanlanarak, belki de mutasyona uğrayarak, bugün toplumsal yapının siyasal tercihleri noktasında içinde nefes alıp verdiğimiz siyasal konjonktürün doğduğuna inanıyorum. 
Bu anlamda sahip olduğumuz birikimi ve kadroları, siyasetin ve olağanüstü şartların önümüze koyduğu fırsatları değerlendirememiş olmamızdan kaynaklı olarak, üzerine de yaptığımız hatalar dolayısıyla maalesef Türkiye’nin mukadderatında önemli bir çizginin sahibi olarak, hiç hak etmediğimiz bir tablo ile karşı karşıya kaldık. 
Türkiye bugünkü iktidarı da aşan bir şekilde Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, kurucu ruhunu anlamayanların, tarihi bir veri kabul etmeyip kendi merkezlerinden tarihi yeniden yorumlayarak yeniden bir tarih yazma gayretlerini, ülkemizi de başta kendilerini de ama temennimiz odur ki, bunun vebalini, bedelini bu millet ödemesin, nerelere hangi risklerle karşı karşıya kalabileceğimizi de son bir iki yılda, özellikle bölgede yaşanan hadiseler çok canlı bir şekilde önümüze sermektedir. 
Görünen odur ki, bu hadiselerin çok kısa bir sürece çözülemeyeceği, oynattığınız taşların, birbirini etkileyen zincir halinde bambaşka meselelere zemin teşkil ettiğini de tecrübe ile sabit bir şekilde yaşanan hadiseler uzun yıllara sarih bir şekilde Türkiye’nin geleceğini de belirleyecek bir çizgide ilerlediğini görüyoruz. 
Bu anlamda tarihi bilmeyenleri, pusulasız gemilere benzeten önemli bir tarihçimiz var. Biz de bulunduğumuz noktada bu büyük ülkenin hem tarihine kulak vermek durumundayız, hem toprağımıza kulak vermek durumundayız, hem de insanlarımızın güncel beklentilerine cevap üretmek durumundayız.
Anayasayı değiştirebilme mukadderatı da dahil olmak üzere, milletimizin üç dönemdir iktidar partisine bahşettiği bu büyük gücü, Türkiye’nin kronikleşmiş meselelerini yapısal meselelere dönüştürmek, konjonktürel olarak dünyanın pek çok bölgesinin kriz içerisine sürüklendiği bir dönemde, katmerli bir şekilde bir artıya dönüştürebilme imkanımız Türkiye’nin önüne gelmişti. 
Ancak buna hazırlığı olmayan, hem fikri derinliği itibarı ile hem kadro itibarı ile hem de biraz önce ısrarla vurgulamaya çalıştığım, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları hangi tarihsel çizgi içerisinden koparak bir mücadele verdiğini iyi anlamayanların, kendi ideolojik takıntılarıyla beraber bu fırsatı maalesef bir riske dönüştürdüğünü de hep beraber biliyoruz, yaşıyoruz. 
“Uygulanan dış politika, Türkiye’ye sorun ithal eden bir çizgide yürüyor..”
Bugün Türkiye’de uygulanan dış politikanın başta iç istikrarımız olmak üzere, milli güvenliğimizi tehdit edici bir anlayış içerisinde, daha ziyade Türkiye’ye sorunları ithal eden bir çizgide yürüdüğünü görüyoruz. 
Özellikle sınır bölgelerimizde, Suriye meselesi başta olmak üzere, cereyan eden ama artık Cin’in şişeden çıktığı gibi birbirini tetikleyerek, bu bölgeyi bir asırdır bir imparatorluğun bakiyesi olarak bizlere yöneltilen husumetin merkezi yapma gayretlerini tersine çevirebilecek, bu biriken enerjiyle yeniden bu bölgede yaşayan insanlarımızın halkların kendi iradeleri doğrultusunda kendi geleceklerini çizebilecekleri, demokratik kanallara aktararak bu enerjiyi salimen geleceklerini kurgulayacak bir iklim içerisinde seyretmesini beklerken tam tersi bir güzergahta var olan yapıları yıkan büyük kaosların içerisine düşüren ama beraberinde de bilinçsiz bir şekilde bu mücadeleye taraf olanları da içine çeken bir hal aldığını hep beraber görüyoruz, endişe ile izliyoruz. Bulunduğumuz her zeminde fikrimizi, büyük güçlerin politikasını doğru anlamış bir siyasi hareketin sahibi olarak, bulunduğumuz noktadan milletimize aklıselimi söylemeye gayret gösterdik. 
“İnsanların yoksulluğundan ve fukaralığından yararlanarak, sadakatini satın aldılar..”
İnsanların yoksulluğundan ve fukaralığından yararlanarak, sadakatini satın alma yöntemini benimseyen insanlarımızın, tarım kesimi ile ilgili uygulanan politikadan çok, bilinçli bir şekilde özellikle nüfus hareketlerine sebebiyet verecek şekilde, alın terini alamayan insanların büyük şehirlere göç ettirilmek zorunda bırakılarak, belediyeler ve diğer organizasyonlar eli ile kurdukları mekanizmanın kucağına düşmesini çok bilinçli bir tercihle yürüttüklerini hep beraber görüyoruz.
“Dünyada bizim iktidarımız dışında, kendi insanını çalışmamaya teşvik eden bir başka iktidar yoktur” 
Dünyada bizim iktidarımız dışında herhalde kendi insanını çalışmamaya teşvik eden bir başka anlayışın iktidar olabilme imkanı olmadığını biliyoruz. Türkiye’nin hakikaten istihdam yapısı ile ilgili çok ciddi dönüşümleri ortaya koyması gerekirken, mali politikalar ile ilgili yeni bir güzergah belirlemesi gerekirken, verdiğinden daha fazla refah transfer edebilen bir Türkiye’yi ortaya çıkarmakla yükümlüdür iktidarlar. 
Bunun tersi istikamette sahip olduğumuz bütün üretim kapasitemizi artıracaklarına, belediyecilik müktesebatı ile bir değer yaratmayı Türkiye’nin önüne kaçınılmaz bir ekonomik model olarak sunanların da bu gerçekle karşı karşıya kaldıklarını görüyoruz.
Pek çok bakanın yaptığı açıklamalara baktığımızda, borçlanarak Türkiye’yi hem bireysel anlamda hem de topyekun, alternatif maliyetlerini en zirve noktasına çıkartarak kendi varlıklarını bir kadermiş gibi ortaya koymaya gayretlerini de hep beraber gördük. Türkiye’nin bunu taşıyabilme imkanı olmadığını da görüyoruz.
Bu noktada Demokrat Parti olarak, özellikle önümüzdeki yerel seçimlerin, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler iklimi içerisinde aynı parantez içerisinde değerlendirileceği, 10 yılı aşan bir iktidar sürecinin kendi içerisinde beraberinde getirdiği yorgunluğu, pek çok problemi taşıyamaz hale getirdiği Türkiye’yi belki tarihinde hiç olmadığı kadar pek çok problemle aynı anda karşı karşıya bıraktığını da çok iyi biliyoruz. 
Kendisini tarif eden bir siyasi yapının bulunmadığı ortamda, kendimizi tarif etmek zorundayız. Bu mücadele içerisinde teşkilatımızın önemini iyi biliyoruz. Bugün Türkiye’de kitle iletişim araçlarının mülkiyet yapılarıyla oynayarak değiştirdiklerini de iyi biliyoruz. 
Farklı düşüncelere, farklı seslere, hele hele kendi varlığının teminatı olduğu bir noktaya taşıdıkları ana muhalefeti, Anadolu tabiriyle “Sizde bu ense ben de bu yaba gibi el olduğu müddetçe ensede tokadın eksik olmayacağını” millete gösterdiklerini, milletimizin önüne başka bir alternatif anlayışı, ‘öğrenilmiş bir çaresizlikmiş’ gibi dayattılar. İktisadi alanda da sivil alanda da kendi üzerlerine düşen vazifeyi yapmadıklarını görüyoruz.
Bugün de meselemiz şairin tabiri ile ak sütün içindeki ak kılı seçemeyecek noktada olanların karşısında, o şuuru işleterek hakikati yalanlardan ayırarak milletimizin önünde gerçekleri konuşmak, milletimizin öncelikle meselelerini Türkiye’nin öncelikli meselesi yapma konusunda meselemizi yürütmek zorundayız. 
“ Yerel seçimlerden sonra, kalıcı siyasi yapılar oluşacak”
Önümüzdeki yerel seçimlerin bizlerin olduğu kadar milletimizin geleceği için de önemli bir eşik olduğu aşikardır. Türkiye’nin belki bu geçiş dönemini geride bırakarak, çok kalıcı siyasi yapıların oluşacağı ve bu siyasi yapıların Türkiye’nin değişen alt yapısı içerisinde şehirleşen, metropolleşen, artık tek kimlikli bir toplum olmaktan ziyade, pek çok kimliğiyle beraber bizim de bu toplumu kucaklayabilmemiz gerekiyor. O açıdan sadece bunu bir toplumsal hareket olarak, bir siyasal hareket olarak parti bünyesiyle değil beraberinden bu cephelerin her birinden yakalayacak performansı hep beraber ortaya koymak durumundayız. 
“Bu büyük harekete emek vermiş büyüklerimizi, bu sürece dahil etmek durumundayız”
İnşallah bugün burada yapacağımız istişareler, fikir alış verişleri, Türkiye’nin can alıcı meseleleri ile ilgili de sizlerin bulunduğunuz illerden nasıl göründüğünü ifade etmenizi de önemsediğimi bir kez daha paylaşmak isterim. 
Bu yolda zorlukları aşma noktasında sadece bizlerin gayretinin yetmeyeceğini de iyi biliyoruz. Her gittiğimiz noktada bu büyük harekete emek vermiş, bu hareket içerisinde önemli icraatlar yapmış, önemli görevleri yerine getirmiş büyüklerimizden başlayarak her kademede bu süreçlere daha da fazla hepimizi dahil etmek durumunda olduğumuzu da önemli bir gerçek olarak vurgulamak isterim.
Sinop İl Başkanı eski bakan Yaşar Topçu’ya teşekkür..
Bugün sizlerin huzurunda, il başkanımız olarak aramızda bize onur veren, güven veren ulaştırma eski bakanımız Yaşar Topcu’nun şahsında, Sinop İl Başkanlığı gibi bir görevi sadece esası ile ilgili yerine getirmek değil, aynı zamanda hem parti içinde hem parti dışında bu büyük davanın büyüklüğünü ispat edercesine bir fedakarlığı yaptığı için sizlerin huzurunda sizlerin adına da kendi adıma da müteşekkir olduğumuzu ifade etmek isterim. 
Dışa dönük mücadele..
İnşallah çok kısa zaman içerisinde gerçekleştirmeyi düşündüğümüz kongremizle beraber, siyasi şuuru zinde kadrolarımızın daha da artırıldığı, tahkim edildiği beraberinde çok uzun süredir içerisine sıkıştığımız dışa dönük bir siyaset olmaktan daha ziyade kendi içerisindeki mücadeleye endekslenmiş bir yapıyı da, dışa dönük bir yapı haline hep beraber dönüştüreceğimizden de eminim.
Bu zamana kadar bu faziletli mücadelede görevleri yürütmüş olmanıza rağmen, pek çok arkadaşımızın görevlerini zorluklara rağmen yapmış olmasından dolayı müteşekkir olduğumu ifade etmek isterim. 
İnşallah bizler de bugüne kadar yapabildiklerimizden çok daha fazlasını yaparak sizlerle hemhal olmak, milletimizle kucaklaşmak için var gücümüzle çalışacağımızı sizlerin huzurunda tekrar belirtmek isterim. Tekrar toplantımız hayırlı olsun, sizler de tekrar hoş geldiniz şeref verdiniz.”

19 Ekim 2013 Cumartesi

GÜNCEL POLİTİKA; "SİYASET VE AHLÂK"

DEMOKRAT PARTİ KAYSERİ İL BAŞKANI İSMET ÖZBAKKAL’IN “SİYASET VE AHLÂK” KONULU BASIN BÜLTENİ
Bugün ülkemizde “siyaset/politika” kelimesi; Ne yazık ki yolsuzluk, hırsızlık, soygunculuk, yalancılık, ikiyüzlülük, güvenilmezlik ve inanılmazlık bağlamında “POLİTİK ACI” olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır.
Ayrıca, halk arasında yalan, yanlış, eksik ve doğruluğundan şüphe duyulan meseleleri ele alan konuşmalarda 'siyaset/politika yapma' şeklinde insanlar uyarılmakta, ikaz edilmekte ve bu vesileyle “güncel politika” sifli bir meslek biçiminde tanımlanmaktadır.
Siyaset/politika kelimesinin karşısında 'Devlet işlerini adalet, hakkaniyet, tam dürüstlük, mertlik ve faziletle; “kamu yararına” düzenleme ve yönetme sanatıdır' ibaresini buluruz. Bunun açık anlamı şudur;
Halk’a hizmet ve fazilet anlamında, “namuslu ve dürüst” siyaseti herkes yapamaz.
Her önüne gelen, “yüksek erdemlere, ilim ve irfana sahip olmadıkça” hobi olsun diye istediği veya sevdiği için siyaset yapamaz.  
Siyaset yapabilmek için ancak bir sanatkâr seviyesine erişmek, yani yaptığı işi en üst düzeyde bilmek, içselleştirmek, özgür bilim ve hür iradeye sahip olmak, hiçbir menfaat beklemeden; Vatanı, milleti, özgürlüğü, bağımsızlığı sevmek, can pahasına korumak ve tam bir inançla “en doğru/dürüst biçimde” vatan hizmetini gerçekleştirmek zorunluluğu vardır.
Bilgisiz, kültürsüz, yeteneksiz, devlet ve millet geleneğini anlamamış, umur-u devlet’den bihaber, milli hasletlerimiz ve milli gücümüzü yeterince tanıma bilincine erişememiş cahil cühelâdan siyasetçi olmaz. Bir takım onursuz ve şuursuz uşakların, her seçim döneminde yenilenen seçim kanunlarına dayanarak yüce meclisimize girmeleri ile bugünkü kötü olarak değerlendirilen 'siyasi ahlâksızlık ve rezil imaj' hep birlikte bunlarca oluşturulmuştur.
İç ve dış politikamızı yürüten “siyasi güç unsuru”;
Ülkemizin milli gücünü teşkil eden “Ekonomik Güç, Askeri Güç, Demografik Güç, Coğrafi Güç, Bilimsel ve Teknolojik Güç ve Psiko-Sosyal Güç” unsurlarını kullanır.
Buna göre siyasi güç; diğer Milli Güç Unsurlarının lokomotifidir.
Onları seçilen milli hedefler doğrultunda yönetir ve yönlendirir.
Bütün bu sayılan güç unsurlarının birbirleri ile koordinasyonunu ve uyum içinde birlikte çalışmalarını sağlar. Bu unsurların bir bütün halinde milli hedeflerimiz doğrultusunda geliştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
Bu kadar ağır bir yükü üstlenecek olan siyasetçilerimizin bugün içine düştükleri durumun adını sokaktaki sade vatandaşımız koymuştur.
Vatandaşlarımız görünüşe göre haklıdır.
Çünkü görünen köy kılavuz istememektedir. Yıllardır, 'seçilmek için' yani 'kendisini yönetmek için' karşısına gelen kişiler hep aynıdır. Aynı isimleri yine aynı yöntemlerin uygulandığı bir ortamda karşısında görmektedir.
Kimi seçecektir?
Nasıl seçecektir?
Bu güzel şehitler yurdu toprakların yönetimini kimlere verecektir?
Yerel bazda bazen dedikoduların içinde kalıyorum, iftira açıkça atılıyor.
Özellikle seçilmişe çamur at izi kalsın şahsımı çok rahatsız ediyor.
Bizler, Demokrat Parti olarak; Önümüzdeki yerel seçimlerde oy alabilmenin yolunun mesnetsiz iddia ve iftira olmadığını herkese ve her kesime göstermeli; Siyaseti “fazilet mücadelesi” olarak yaptığımızı ispatlamalı ve özellikle:  
Tarihi ve kadim projelerimizi sevgili halkımıza anlatarak, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve teknik açıdan “Demokrat Parti Farkını” ortaya koyarak ve “namuslu, dürüst, saydam, ilkeli, onurlu, sorumlu İLMİ ve MİLLİ demokrasinin” halk’a hizmet yolunda sağladığı “SİYASETİ İHYA, ASLINA RÜCU ve milleti tasalluttan kurtarma” vazifesinin verdiği yüksek siyaset inancından yaralanmalı;
“Tüzel kişiliği, mensup ve teşkilât yetkilileri hakkında defalarca dava açılan; binlerce siyasi istismar, suiistimal, ahlâksızlık, yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlikle malul” bir baskı grubuna; İktidar ve “duyarsız, onursuz ve sorumsuz muhalefeti dâhil” gereken ders mutlaka verilmeli;, Aziz ve Necib Türk Milleti, lâyık olduğu: “Temiz Devlet, Milliyetçi, Mukaddesatçı, Saydam, Demokrat, Dürüst ve Temiz Hükümete” acilen kavuşturulmalıdır. 
Hayırlı ve Huzurlu; güzel bir seçim dönemi geçirmek dileğiyle;
“İYİ, İLKELİ, ONURLU, SORUMLU, 'NAMUSLU, DÜRÜST VE DEMOKRAT' OLAN KAZANSIN”...
diyorum..
İSMET ÖZBAKKAL
DEMOKRAT PARTİ İL BAŞKANI

9 Ekim 2013 Çarşamba

KURBAN BAYRAMI MESAJI

DEMOKRAT PARTİ İL BAŞKANI İSMET ÖZBAKKAL:
Demokrat Parti Kayseri İl Başkanı İsmet Özbakkal, ''Adına, kinayeten Demokratikleşme Paketi' denilen bu tasarı, tam bir manifestodur. Mezkur manifesto, "sözde demokratikleşme" adına, ülkemizdeki gerçek demokrasi, binlerce yıllık hakkaniyet, adalet, eşitlik, huzur ve hukuk ortamı ve geleneğini yok etmeyi hedeflemiştir... 
(Kayseri, İHA-09.10.2013)
- Demokrat Parti Kayseri İl Başkanı İsmet Özbakkal, ''Adına, kinayeten Demokratikleşme Paketi' denilen bu tasarı, tam bir manifestodur. Mezkur manifesto, sözde bir demokratikleşme adına, ülkemizdeki gerçek demokrasi, binlerce yıllık hakkaniyet, adalet, eşitlik, huzur ve hukuk geleneğini yok etmeyi hedeflemiş görünmektedir. Yönetimin buna asla hakkı ve hukuku yoktur'' dedi.
Özbakkal, yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle yaptığı açıklamada, ''Sevgili halkımız ve Aziz Milletimiz yeni bir Dini Bayrama hazırlanmakta ve her yıl olduğu gibi bu yıl da;
Kutsal sevincimizi “Milli Birlik, beraberlik, kardeşlik, huzur ve güven içinde” yaşamayı; 
Kurban Bayramını sevinç ve saadet içinde kutlamayı ümit etmektedir. Bu mutluluk, huzur, güvenlik ve esenlik ortamı milletin hakkı; ülkemizde eşitlik, hakkaniyet, istikrar, hürriyet ve adalet ortamını temin, tesis, ikame ve idame ise müesses hükümetin görevidir. Hükümetlerin en önemli ve ana görevi de, hüküm ve hikmet sahibi olmak, milleti 'bir bütün' halinde muhafaza, adaletle kalkındırma, istikrarla geliştirme ve medeni milletler arasında en ileri seviyelere çıkartmaktır.
Ancak; huzur, güven ve esenliğe muhtaç iç dünyamız ile milletçe idrak, ihya ve tüm dünyaya birlik ve beraberliğin gücünü ilana hazırlandığımız bu günlerde, müktesep hak, adalet, hukuk ve demokrasiyi katleden, Türk Milleti’ne kin ve nefretle yaklaşıp; anarşi, terör, tedhiş, kin ve nefret örgütünün dayatmaları yönünde; alenen bölücülüğü tahrik, teşvik ve hiç gerekmediği halde Türk yurttaşlarının inanç ve ilham kaynağı 'Andımız'ı yasaklamaya kalkışan menfur bir paket nedeniyle huzurumuz bozulmuş, kamu vicdanı rencide edilmiştir'' ifadelerine yer verdi.
Açıklamasında, ''Türk Milleti’nin, geçici bir süre için icrayı emanet ettiği mevcut siyasi kadronun buna teşebbüse hakkı ve haddi yoktur'' diyen Özbakkal, şunları kaydetti:
''Oslo ile başlayan süreçte haddini aşan ve milletin bahşettiği yetkileri kötüye kullanan iktidar partisi; Adeta bir despot, mütegallibe ve mütareke hükümeti gibi hareket etmeye kalkışmaktadır.
Demokrat Parti olarak uyarıyoruz:
Bunun sonu, akıbeti akamet ve korkunç bir hezimet olabilir.
Çünkü, adına, kinayeten Demokratikleşme Paketi denilen bu tasarı tam bir manifestodur.
Mezkür manifesto, sözde bir demokratikleşme adına; Ülkemizdeki gerçek demokrasi, binlerce yıllık hakkaniyet, adalet, eşitlik, huzur ve hukuk geleneğini yok etmeyi hedeflemiş görünmektedir. Yönetimin buna asla hakkı ve hukuku yoktur. Anayasa kimseye bu derece ve düzeyde bir yetki vermemiş; Türk Milletini bölmeye teşebbüs, terörle ortaklık, dil, din, alfabe ve milli-manevi, ilmi, tarihi ve kültürel değerleri ile oynamayı kesinlikle yasaklamış ve men etmiştir.
Yeni bir anayasa ütopyası da buna dahildir. 
Kaldı ki, ülkemizin bütün insanları Cumhuriyetin ilânı ve Partimiz, Demokrat Parti tarafından “Cumhuriyet ile Adalet, Hukuk ve Demokrasinin” 14 Mayıs 1950 tarihli Beyaz İhtilâl olarak tarihe geçen “Türkiye’nin Tek Gerçek Halk Hareketi” ile buluşturulmasından bugüne tam bir birlik, beraberlik, huzur, emniyet ve eşitlik içinde yaşayıp gelmiştir. Buna mukabil, başta faşist Yunanistan, insanlık düşmanı vahşi Çin ve diğer dünya ülkelerinde “azınlık statüsünde” yaşayan Türk kardeşlerimiz sürekli çile, alçakça muamele ve daimi işkenceye maruz bulunmaktadırlar. Türk Milleti bu durumdan şikâyetçi, vicdanen rahatsız, madden ve manen rahatsızdır.''
Özbakkal açıklamasında:
''Oysa milletimizin, asgari müştereklerinin korunması, başlıca bileşke unsurları ve tarihi çimentosu olan “Tek Dil, Tek Bayrak ve Tek Vatan” umdesinin, yoğun tehdit, bilumum bedhahlar ve düşman baskısına karşın mutlaka korunması şarttır, lâzımdır, elzemdir'' ifadelerine yer vererek;
''Asla unutmamak gerekir ki; bu menfur paket; Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti ve Milli Devlet düşmanlığı ile dolup taşan görüntüsü ile aziz ülkemiz ve güzel insanımızın “bayrama kavuşma sevincini” bölücülüğe, kurban etmiş, gölgelemiş ve milliyetperver halkımızın huzurunu bozmuştur.
Böylece, ülkemizde giderek artarak, bunalım ve buhrana dönüşen demokrasi sorunu;
Vesayet, icazet, dış himaye, güdümlü sulta, terör-tedhiş örgütü katkılı ve dikta odaklı politik ACI’larla, haksızlık, yolsuzluk, cehalet ve değersizlikle kirlenen siyaset kulvarında hak, hakikat, eşitlik, adalet ve hukuk gibi, temel insani değerlerin “keellem yekûn yok sayılması”, milletçe çok büyük bir felâketle burun buruna geldiğimizin vahim bir göstergesidir'' dedi.
Özbakkal, ''Aziz ve kadim Türk Milleti; iyice tehlikeye düşen Milli Birlik, bütünlük, özgürlük ve güvenliğimizi korumak, siyasete vaziyet ederek; Namuslu, Dürüst ve Demokrat vatandaşlar vasıtasıyla: Devlet idaresinde, millet iradesini tekrar hâkim ve hükümran kılmak zorundadır'' diyerek şöyle devam etti:
''Tek Çare: 
Adalet Ahlâkı, Hukukun Üstünlüğü, Namuslu, Dürüst, Bilimsel ve Saydam bir Demokrasidir.
Daha açık bir ifade ile: 
Millet iradesinin, devlet idaresinde hâkim kılınması. Bunun için ve bu mübarek Kurban Bayram hürmetine: Sevgili halkımızı eşitlik, adalet, hak ve hukuka; Milli Devlet, Milli Dil, Milli Anayasa, Lâiklik, Din-İman, Toprak ve Bayrağımıza; Hasılı, Vatana ve Millete Sahip çıkmaya; Bölücü, bozguncu ve işbirlikçi hainlere, tam bir “ittihat ve tevhit” (birlik ve beraberlik) şuuru içinde:
Yeter!.. Söz Milletindir, demeye davet ediyoruz. Çünkü, başta aziz vatanımız Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere; Türk Milleti ve İslam ümmetinin kutsal bayraklarının dalgalandığı, ezan okunan her yerde; karşılıklı sevgi, saygı, barış, güvenlik, adalet, hukuk, huzur ve hoşgörünün temini herkesin hakkı ve sorumlu hükümetlerin mutlak görevidir.
Milletimizin huzur, güvenlik, egemenlik, özgürlük ve mutluluğu için Cenab-ı Hak’tan yardım diliyor; Türk Vatanı ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını her türlü fitne, tefrika ve tedbirsizlikten korumasını; Vatan, Bayrak, Birlik, Dil ve Toprak düşmanlarını kahhar ismiyle kahredip cezalandırmasını temenni, dua ve niyaz ediyoruz.
Selam, içten saygı ve sevgilerimizle,
Bayramınız Kutlu Olsun.''
İHA.KAYSERİ-09.10.2013

2 Ekim 2013 Çarşamba

Demokrasi paketi hakkındadır!...

DP İl Başkanı Özbakkal, "Paket"i Yorumladı
Kayseri: 02 Ekim 2013 Çarşamba 09:39Yerel
Demokrat Parti (DP) Kayseri İl Başkanı İsmet Özbakkal, ''Demokratikleşme Paketi ile ilgili toplumun ekseriyetini kuşatacak bir anayasal çerçeve beklerken bunun yapılmadığı görüldü. Bayram şekeri dağıtır gibi, oylama paketi çıktı'' dedi.
Demokrat Parti (DP) İl Başkanı İsmet Özbakkal, ''Demokratikleşme Paketi ile ilgili toplumun ekseriyetini kuşatacak bir anayasal çerçeve beklerken bunun yapılmadığı görüldü. Bayram şekeri dağıtır gibi, oylama paketi çıktı'' dedi.
Özbakkal, yaptığı açıklamada, ''Bütün bunlara rağmen temelde değerlendirmemiz gereken şey, temel hak ve hürriyetlerin aracısız, doğrudan, vatandaşlarımızı muhatap alarak hiçbir pazarlığa, müzakereye tabi tutmadan anayasal çerçeve içerisinde teminat altına alınmasıdır. Türkiye'nin bu tür paketlerle parça parça doğruyu aradığını, toplumun ekseriyetini kuşatacak bir anayasal çerçeve beklerken bunun yapılamadığını, paketi, AK Parti'nin kaybettiği algıda mevziyi doldurmak adına bir teşebbüs olarak görüyoruz. Andımızın kaldırılmasının toplam süreç içinde milli şuuru zedeleyecek bir anlam olarak görüyoruz. Siyasi partilerle ilgili ortaya koyulan tekliflerin de önemli ölçüde çözüm süreciyle ilgili daha üst düzeyde yaratılan beklentiyi karşılamak adına bir sus payı olarak konumlandırıldığı anlaşılmaktadır. Seçimler öncesi mavi boncuk dağıtmakla ülkemizin anayasal sorunu çözülemez'' ifadelerine yer verdi.

Kaynak: IHA Kayseri

18 Eylül 2013 Çarşamba

2013-2014 eğitim ve öğretim yılı başladı. Kim ne giyecek?...

Demokrat Parti Kayseri İl Başkanı İsmet Özbakkal:
"2013-2014 eğitim ve öğretim yılının başladığını ancak kimin ne giyeceğini bilmediğini" söyledi.
İHA - 18 Eylül 2013 Çarşamba 14:34
Demokrat Parti İl Başkanı İsmet Özbakkal, 201-2014 eğitim ve öğretim yılının başladığını ancak kimin ne giyeceğini bilmediğini söyledi.
Özbakkal, yaptığı açıklamasında, “AK Parti iktidarında 5 bakan değiştiren Milli Eğitim camiası, yeni eğitim öğretim dönemine, hiç bitmeyen ‘yenilik’ ve ‘ilk’ diye sunulan kafa karışıklıkları ile başlıyor. Her bakan dönemine yeni bir sistem denemesiyle başlayan, yeni bir eğitim öğretim yılı açıldı” dedi.
Özbakkal, “8. sınıflar için yapılan Seviye Belirleme Sınavı'nın (SBS) yerine merkezî sınavların getirileceğini açıklayan Milli Eğitim Bakanı, haftalardır tüm yurdu gezerek bu “ilk” leri velilere ve öğrencilere anlatmaya çalışıyor, velilerden telaşa kapılmamalarını ve sakin olmalarını istiyor.
MEB: BEN YAPTIM OLDU!...
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘ben yaptım, oldu’ mantığı ile eğitimcilere sormadan hayata geçirdiği ‘Aşamalı Devamsızlık’ yöntemi uygulanamaz hale geldi.
Orta öğretim kurumları ise her yıl değişen yeni yeni kurallarla yeni bir ders yılına başlıyor. Orta öğretime geçiş sisteminden, öğrenciyi daha fazla strese sokacak ilave sınavlar, değiştirilen ders saatleri, devamsızlık, sınıf mevcudu ve takdir belgelerine kadar Milli Eğitimin her şeyiyle oynanıyor. 
Üstelik, Bakanlık tarafından yeni değişiklerin nasıl bir sonuç vereceği ise bekle-gör, deneme-yanılma mantığı ile anlaşılacak” ifadesinde bulundu.